* Beşinci Şua (PARILTI) - Bediüzzaman Said Nursi
* Risalei Nur Külliyatı

Bediüzzaman Said Nursi
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


[ 30 yıl önce yazılıp basılan “Muhakemat-ı Bediiye –
Eşsiz güzellikteki düşünceler” adlı eserde bahsedilen “Sedd-i Zülkarneyn (Zülkarneyn (AS)'ın demir ve bakır eriterek yaptığı kalın duvar veya set)"
ve "Ye'cüc - Me'cüc – ve diğer kıyamet alametlerinden yirmi konu, o Muhakemat’a bir ek olarak 13 yıl (
Not) önce bir kısım taslağı yazılmış idi. Değerli bir dostumun hatırı için temize çekildi. Beşinci Şua oldu.
(
Not) : Şimdi kırk yıl geçmiş.

(31. mektuptan 31. Lema'nın 5.şuasıdır.)
Uyarı: Öncelikle önsözden sonra gelen konular okunsun ki önsözdeki amaç anlaşılsın.

ÖNSÖZ
-------------------------------------------------------------------------
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,
فَقَدْجَاءَاَشْرَاطُهَا
“
O’nun(kıyamet saatinin) alametleri gelmiş... Muhammed-47-18“ ayetinin ince bir anlamı,
bu zamanda iman sahibi halkın inancını koruma ve şüphelerden kollama için yazılmış.

Dünyanın son zamanlarında gerçekleşecek olaylarla ilgili Peygamberimizin sözlerinin bir kısmı, Kuran’ın manaları tam anlaşılamayan (müteşabih) ayetleri gibi olup, derin anlamları vardır.

Bu sözler, Muhkemat yani hakkında kesin derecesinde hüküm verilebilecekler gibi açıklanamazlar ve herkes bilemez. Belki Açıklama yerine Yorumlayabilirler.

وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ اِلاَّ اللّهُ وَ الرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ
“
O’nun yorumunu, ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilir..Ali İmran 3-7” ayeti sırrıyla, gerçekleştikten sonra yorumları anlaşılır ve istenenin ne olduğu bilinir ki,
ilimde derinleşenler, -
آمَنّا بِهِ كُلّ ٌ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا
“
O’na ve hepsinin Rabbimiz tarafından olduğuna inandık... Ali İmran 3-7” deyip o gizli hakikatleri gösterirler.

Bu 5. Şuanın bir önsözü ve 23 konusu vardır. Önsöz 5 noktadır.

Birinci Nokta: İman ve teklif, seçim noktasında bir imtihan, bir tecrübe, bir yarışma olduğundan, perdeli ve derin ve araştırma ve tecrübeye muhtaç olan teorik konuları elbette çok belirli olamaz. Ve herkes ister istemez onaylayacak seviyede zorunlu olmaz. Ta ki Ebu Bekir’ler yücelerin yücesine çıksınlar ve Ebu Cehiller aşağıların aşağısına düşsünler.

     Seçim olmazsa teklif de olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nadir verilir. Hem teklif aleminde gözle görünecek olan kıyamet alametleri, bir kısım Kuranın manaları kapalı ve yorumlu ayetleri gibi oluyor. Yalnız güneşin batıdan doğması, inkarı mümkün olmama derecesinde herkesi tasdike onaylamaya zorladığından, tövbe kapısı kapanır; daha tövbe ve iman kabul olmaz. Çünkü Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar. Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın inişi dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, iman nurunun dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi herkesi dehşete düşüren kişiler, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.

İkinci Nokta: Peygambere bildirilen gaybi(bilinemiyen) şeylerin bir kısmı detayı ile bildirilir. Bu kısımda hiç ekleme yapılmaz ve mana karışamaz. Kur'anın ve Kudsi Hadisin (mânâsı Allah’tan, sözü peygamberden), sağlamlığı gibi.
Ve diğer bir kısmı detaysız-toplu bildirilir, detaylar ve tanımlamalar onun yorumuna bırakılır. İmana girmeyen yaratılış olayları ve geleceğe ait olaylar gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (A.S.M.) sözü güzel ve yerinde söylemesiyle teklif sırrının hikmetine uygun açıklar ve tanımlar.

Örneğin: Bir sohbette derin bir gürültü işitildi. buyurdu ki: "
Bu gürültü, yetmiş yıldan beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennem'in dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür."
Bu garib haberden beş-altı dakika sonra birisi geldi dedi: "Ey Allahın Peygamberi! Yetmiş yaşında bulunan filan münafık öldü, Cehennem'e gitti. Müslim-cennet 31-2844"

İşte bu, Peygamber'in yüksek belîğane (süslü edebi söz) sözünün yorumunu gösterdi.

Uyarı: İman hakikatlerine girmeyen, geleceğe ait bazı olaylar, peygamberlik katında önemsizdir.

Üçüncü Nokta: İki tane ince anlamı vardır.

Birincisi: Benzetmeler ve örneklemelerle nakledilen bir kısım peygamber sözleri, üzerinden uzun zaman geçmesiyle halkın gözünde gerçek zannedildiğinden, gerçekle uygun çıkmıyor. Bilakis gerçeğin ta kendisi olduğu halde gerçeğe uygun gözükmüyor. Örneğin: Arşı (Taht) taşıyan melekler gibi, yeryüzünün taşıma hizmetinde olan Sevr-Öküz ve Hut-Balık adında ve misalinde iki melek, koca bir öküz ve pek büyük bir balık diye düşünülmüş.

İkincisi: Bir kısım Peygamber sözleri, müslümanların çokluğu noktasında veya İslâmi hükümetinin veya hilafet merkezini hedefleyerek geldiği halde, tüm dünya milletlerini kapsadığı zannedilmiş ve bir yönden de özel’e hitap ettiği halde, herkes için ve genele tabi olduğu zannedilmiş.

Örneğin, peygamber sözlerinde vardır ki: "
Bir zaman gelecek, Allah Allah diyen kalmayacak. Tirmizi-Fiten 35" Yani, zikir yerleri kapanacak ve Türkçe ezan ve kamet okunacak demektir.

Dördüncü Nokta: Ecel ,ölüm ve bunun gibi geleceğe ait bilinmeyen işler çok hikmet ve faydası olması sebebiyle, dünyanın can çekişmesi ve ölümü ve insan ve hayvan neslinin sonu ve ölümü olan kıyamet dahi çok faydalar için gizlenilmiş.

Evet, eğer yok olma zamanı belirli olsaydı, -yarı ömür tam bir gaflet içerisinde ve yarıdan sonra, darağacına asılmak için her gün bir ayak daha onun tarafına atılmakla mutlak bir dehşetin içinde- korku ve ümidin fayda veren bir denge ve kontrolünün bozulduğu gibi, aynen öyle de: Dünyanın eceli ve can çekişmesi olan kıyamet vakti belirli olsaydı, İlk ve orta yüzyıllar âhiret anlayışından pek az etkilenmiş olacaktı. Ve Son yüzyıllar ise, tam bir dehşet içinde bulunup ne dünya hayatının lezzeti ve kıymeti kalır ve ne de korku ve ümit içerisinde bir seçim ile oluşan itaatkâr kulluğun önemi ve hikmeti bulunurdu. Hem eğer belli olsa, bir kısım îman hakikatleri tamamen ortaya çıkma derecesine girer, herkes ister istemez tasdik eder, onaylar. Seçim ve irade ile bağlı olan teklif sırrı ve iman hikmeti bozulur. İşte bunun gibi çok faydalar için geleceğe ait bilinmeyen işler gizli kaldığından herkes her dakikada hem sonunu, hem yaşamını düşündüğü için hem dünyaya, hem âhiretine çalışabildiği gibi, her yüzyılda dahi hem kıyamet kopacağını, hem dünyanın devamını düşünebildiği için; hem sonu olan bu dünyada ebedi bir hayata çalışabilir, hem de hiç ölmeyecek gibi dünyayı imara çalışabilir.

Hem de belaların vakti belli olmuş olsaydı, bela başına gelen adam, o belayı beklemekte o gelen belanın belki on katından daha fazla manevî bir işkence -o beklemeden dolayı- çekmemesi için, ilahi hikmet ve rahmet tarafından gizli, örtülü bırakılmış.

Ve pekçok bilinmeyen yaratılış olayları böyle hikmetleri bulunduğundandır ki, bilinmeyenden haber vermek yasak edilmiş.

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ “Bilinmeyeni yalnız Allah bilir....” ayetine karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki, sorumluluk sebebleri ve iman hakikatlerinden başka olan, geleceğe ait bilinmeyen işlerden Allah’ın izni ile haber verenler dahi, yalnız işaret suretinde örtülü ve kapalı haber vermişler. Hattâ Tevrat ve İncil ve Zebur'da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece örtülü ve kapalı gelmiş ki; o kitablara uyanların bir kısmı o ayetleri farklı yorumlayıp îman etmediler. Fakat imana ait inançlara giren mes'eleleri açıklamak ve tekrar ile haber vermek ve açık bir surette bildirmek Teklif hikmetinin gereği olduğundan, ifadeleri birer mucize olan Kuran’ın şanlı tercümanı olan peygamberimiz (A.S.M.) ahirete ait işlerden detaylı olarak ve dünya ile ilgili geleceğe ait olayları detaysız, toplu halde haber vermişler.

Beşinci Nokta: Hem her iki Deccal'ın yüzyıllarına ait olan, o zamana göre olağanüstü gelen halleri, onlardan bahsederek ve ilişkilendirerek hadislerde aktarıldığından, onların şahıslarından ortaya çıkacağı anlaşılması ve zannedilmesinden, o hadisin manası örtülü olmuş, gizlenmiş. Örneğin, uçak ve trenlerle gezmesi...

Hem örneğin, meşhur olmuş ki; İslâm Deccalı öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikili Taş'ta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki: "
O öldü. Müslim – fiten 34" Yani pek acaib ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyo ile bağırılacak, haber verilecek.

Hem Deccal'ın rejimine ve teşkil ettiği komisyonuna ve hükûmetine ait garib halleri ve dehşet verici eylemleri, onun şahsıyla alakalı nakledilmesi yönüyle manası gizlenmiş. Örneğin: "
O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (A.S.) onu öldürebilir, başka çare olamaz. Tirmizi-fiten-62" Diye hadiste aktarılmış. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek; ancak semavî(Allah tarafından gönderilen) ve yüce, samimi bir din hristiyanlarda ortaya çıkacak ve Kuran hakikatlerine uyan ve birleşen bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın inişi ile o dinsiz yol yok olur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.

Hem bir kısım hadis nakledenlerin hata içerebilen yorumlarıyla oluşan tefsirleri ve hükümleri, hadis kelimelerine karışıp hadîs zannedilir, mana gizlenir. Gerçekleşene uygun görünmez, kesin olmayan, yoruma açık hükmüne geçer.

Hem eski zamanda, bu zaman gibi cemaatin ve toplumun temsil kurumları gelişmediğinden ve ferdi fikirler ağır bastığından, cemaatin büyüklüğünü gösteren hareketler o cemaatın başında bulunan şahıslara verildiği yönüyle; o şahıslar, hârika ve tüm sıfatlara lâyık ve uygun olmak için yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük bir acayip cisim ve müthiş bir fiziki görünüş ve çok hârika bir kuvvet ve iktidar bulunmak lâzım geldiğinden öyle tanımlanmış. Gerçekleşene uygun görünmez ve o hadis nakli kesin hükmünü kaybeder.

Hem iki Deccal'ın sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde, mutlak gelen nakillerde karışıklık oluyor, biri öteki zannediliyor.
Hem "Büyük Mehdi"nin halleri önceki Mehdilere işaret eden hadislere uygun çıkmıyor, müteşabih (manası kesin olmayan) hadis hükmüne geçer.
İmam-ı Ali (R.A.) yalnız İslâm Deccalinden bahseder.

Önsöz bitti, konulara başlıyoruz

[Şimdilik o geleceğe ait bilinmeyen olayların yüzlerce örneklerinden -dinsizler tarafından halkın inançlarını bozmak düşüncesiyle yayılan - yirmi üç konu, Allah’ın yardımı ile gayet özet bir surette açıklanacak. Ve o konular dinsizlerin tahmini gibi zarar vermemekle beraber, her biri bir peygamberliğin mucizevi parıltısı gibi görünmekle ve hakikî yorumları isbat ve ortaya çıkarmakla, halkın inancını kuvvetlendirmeğe önemli bir sebeb olmasını Allah’ın rahmetinden rica edip hatalarımı ve kusurlarımı af ve bağışlama altına almasını, merhameti sonsuz olan yüce Allah’tan dilerim.]


BEŞİNCİ ŞUA'IN

İkinci Makamı ve konuları

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

BİRİNCİ KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: "Âhirzamanın (Dünyanın son zamanları) önemli şahıslarından olan Süfyan'ın eli delinecek."

En iyisini Allah bilir, bunun bir yorumu şudur ki: İslam'ın uygun görmediği her türlü eğlence için aşırı israf ile elinde mal durmaz, israflara akar. Atasözde deniliyor ki, "Filân adamın eli deliktir." Yani çok müsriftir, kontrolsüz harcar.

İşte, Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve aç gözlülük uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine boyun eğdirir. diye bu hadîs uyarıyor. İsraf eden ona esir olur, onun tuzağına düşer diye haber verir.

İKİNCİ KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: " Dünyanın son zamanlarının dehşetli bir şahsı, sabah kalkar; alnında "Bu kâfir" yazılmış bulunur. Buhari Fiten-26"

En doğrusunu Allah bilir.. bunun yorumu şudur ki: O Süfyan , kendi başına batılıların şapkasını koyup herkese de giydirir. Fakat baskı ve kanun ile yaygınlaştırdığından, o şapka dahi secdeye gittiği için inşâallah hidayete erer, ayrıca herkes -yalnız istemeyerek- onu giymekle kâfir olmaz.

ÜÇÜNCÜ KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: " Dünyanın son zamanlarının diktatör hâkimleri, özellikle Deccal'ın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur. Müslim Fiten-104”

"
َالْعِلْم ُعِنْدَاللّهِ – “ Bunun bilgisi Allah katındadır. Mülk 67-26 “ bunun bir yorumu şudur ki: Hükûmet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise okulu, biri huri-cennet kızı ve gılmanın (cennet hizmetçisi) çirkin bir taklidi, diğeri azab ve zindan sûretine girecek diye bir işarettir.

DÖRDÜNCÜ KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: "Âhirzamanda, Allah Allah diyecek kalmaz. Müslim-İman-234"

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ Gaybı yalnız Allah bilir bunun bir yorumu şu olmak gerektir ki: "Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekkeler, zikirhaneler, medreseler-okullar kapanacak ve ezan ve kamet gibi islamın göstergelerinde Allah’ın ismi yerine başka isim konulacak" demektir. Yoksa bütün insanlar gerçek bir küfre düşecekler demek değildir. Çünkü Allah'ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Herkes değil, belki çoğunluk insanlarda dahi olmasını akıl kabul etmez. Kâfirler Allah'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfatında hata ediyorlar.

Diğer bir yorumu şudur ki: Kıyamet kopmasının dehşetini görmemek için, mü'minlerin ruhları bir parça önce alınır; kıyamet, kâfirlerin başlarında patlar.

BEŞİNCİ KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: " Dünyanın son zamanlarının Deccal gibi bir kısım şahıslar, ilahlık iddia edecekler ve kendilerine secde ettirecekler. Hakim Müstedrek-4-508"

Allah daha iyi bilir, bunun bir yorumu şudur ki: Nasılki padişahı inkâr eden bir bedevî-çöl adamı komutan, kendinde ve başka komutanlarda, hâkimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık hayal eder. Aynen öyle de: Maddecilik akımının başına geçen o şahıslar, kuvvetleri oranında kendilerinde bir nevi ilahlık hayal ederler ve halklarını kendi kuvveti için kendine ve heykellerine taparcasına baş eğdirirler demektir.

ALTINCI KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: "Ahirzaman fitnesi o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz. Suyuti Fethül Kebir- 1-315, 2-185, 3-9" Bunun için, binüçyüz sene içerisinde Peygamber emriyle bütün ümmet o fitneden Allah’a sığınmış, kabir azabından sonra مِنْ فِتْنَةِالدَّجَال ِوَمِنْ فِتْنَةِآخِرِالزَّمَانِ – “ Deccal ve Dünyanın son zamanlarının fitnesinden sana sığınırız...Buhari Daavat-37 “ ümmetin devamlı duası olmuş.

En doğrusunu Allah bilir.., bunun bir yorumu şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, tutkun eder. İnsanlar kendi istekleriyle, belki zevkle yaparlar. Örneğin; Rusya'da hamamlarda kadın-erkek beraber çıplak girerler ve kadın kendi güzelliklerini göstermeğe yaratılışça çok istekli olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve yaratılışça güzellik düşkünü erkekler dahi, nefsine mağlub olup o ateşe sarhoşane bir coşku ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın eğlenceleri ve büyük günahları ve yeni çıkan şeyleri, pervaneyle çeker gibi nefis düşkünlerini etrafına toplar, sersem eder. Yoksa zorlama ile olsa seçim hürriyeti kalmaz, günah dahi olmaz.

YEDİNCİ KONU: Peygamberimizden aktarılan hadiste var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile sapıklığa düşer. Ve çok âlimler ona uyacaklar."

İlim Allah’ın katındadır, bunun bir yorumu şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi saltanat vasıtaları olmadığı halde, zekiliği ve sanatıyla ve siyasî ilmiyle o konumu kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını etkiler, etrafında fetvacı yapar. Ve çok öğretmenleri, alimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden soyutlandırılan eğitimi rehber edip yaygınlaşmasına şiddetle çalışır, demektir.

SEKİZİNCİ KONU: Nakledilen hadisler, Deccal'ın dehşetli fitnesinin müslümanlar arasında olacağını gösterir ki (Suyutî, el-Örfî Va’di fî Ahbari’l-Mehdî: 2:233, 334) , bütün ümmet Allah’a sığınmış.

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ “ Gaybı ancak Allah bilir” Bunun bir yorumu şudur ki: Müslümanların Deccal'ı ayrıdır. Hattâ bir kısım Hakikat ehli İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı Süfyan'dır. Müslümanlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır. Yoksa Büyük Deccal'ın zor kullanma ve diktatörlüğüne karşı itaat etmeyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz.

DOKUZUNCU KONU: Nakledilen hadislerde, Süfyana ait olaylar ve gelecekteki olaylar Şam'ın etrafında ve Arabistan'da düşünülmüş.

Allah daha iyi bilir, bunun bir yorumu şudur ki: Halifeliğin merkezi eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, Hadis aktarıcıları kendi yorumları ile -daimî öyle kalacak gibi- anlam verip "İslam hükümeti merkezi" yakınlarında düşünmüşler, Halep ve Şam demişler. Hadîsin kısa ve özlü haberlerini, kendi yorumlarıyla detaylandırmışlar.

ONUNCU KONU: Nakledilen hadislerde, Dünyanın son zamanlarındaki şahısların olağanüstü iktidarlarından bahsedilmiş.

İlim Allah katındadır, bunun yorumu şudur ki: O şahısların temsil ettikleri manevî şahsiyetin büyüklüğünden yapılan bir imadır. Bir vakit Rusya'yı mağlub eden Japon Başkomutanının sureti; bir ayağı büyük okyanusta, diğer ayağı Port Artür Kalesinde olarak gösterildiği gibi, manevî şahsının dehşetli büyüklüğü, o şahsiyetin temsilcisinde, hem o temsilcinin büyük heykellerinde gösteriliyor. Amma olağanüstü ve harika iktidarları ise, daha çok uygulamaları yıkım ve nefsin hoşuna giden şeyler olduğundan olağanüstü bir iktidar görünür, çünkü yıkmak kolaydır. Bir kibrit bir köyü yakar. nefsin hoşuna giden şeyler ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk yayılır.

ON BİRİNCİ KONU: Nakledilen Hadiste var ki: " Dünyanın son zamanlarıda bir erkek kırk kadına bakar,onları kollar. Buhari Nikah-110"

En doğrusunu Allah bilir, bunun iki yorumu var:

Birisi: O zamanda meşru nikâh azalır veya Rusya'daki gibi kalkar. Bir tek kadına bağlanmaktan kaçıp başıboş kalan, kırk talihsiz kadınlara çoban olur.

İkinci yorumu: O fitne zamanında, savaşlarda erkeklerin çoğu telef olmasından, hem bir hikmete dayanarak çoğunlukla doğanların kız olmasından dolayı imalı bir sözdür. Belki Kadın hürriyet ve özgürlükleri kadınlık şehvetini şiddetle ateşlendirdiğinden fıtratça erkeğine galip gelir; çocuğu kendi suretine çekmeğe sebebiyet verdiğinden, Allah’ın izniyle kızlar pek çok olur.

ONİKİNCİ KONU: Nakledilen hadislerde var ki: "Deccal'ın birinci günü bir yıldır, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür. Müslim fiten-110"

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ Gaybı ancak Allah bilir” Bunun iki yorumu vardır:

Birisi: Büyük Deccal'ın kuzey kutbu bölgesinde ve kuzey tarafında ortaya çıkacağına üstü kapalı bir söz ve işarettir. Çünki kuzey kutbunda bütün yıl, bir gece bir gündüzdür. Bir gün tren ile bu tarafa gelse, yaz mevsiminde bir ay sürekli güneş batmaz. Veya bir gün otomobil ile gelse, bir haftada daima güneş görünür. Ben Rusya'daki esirken bu bölgeye yakın bulunuyordum. Demek ki bu, büyük Deccalin, kuzeyden bu tarafa saldıracağını mu'cizevi bir haber vermedir.

İkinci yorumu ise: Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç dönem baskıcı yönetimi manasında üç gün var. "Bir günü; bir hükûmet döneminde öyle büyük uygulamalar işler yapar ki, üçyüz yıl yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir yılda otuz yılda yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir yılda yaptığı değişimler on yılda yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi normalleşir, bir şey yapmaz, yalnız durumu korumaya çalışır." diye, gayet yüksek ve yerinde bir ifadeyle ümmetine haber vermiş.

ONÜÇÜNCÜ KONU: Kesin ve doğru olarak nakledilen hadislerde var ki: "İsa Aleyhisselâm büyük Deccal'ı öldürür. Tirmizi fiten-62"

Vel'ilmü indallah, “İlim Allah’ın katındadır.” bunun da iki yönü var:

Bir yönü şudur ki: Sihir ve hipnoz ve ispritizma (ruh ve cin ilmi) gibi olağandışı hârikalarıyla kendini koruyan ve herkesi sihirleyen o dehşetli Deccal'ı öldürebilecek, yolunu değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizeli ve herkesin kabullendiği bir zât olabilir ki: O zât, konuyla en fazla ilgili ve insanların çoğunluğunun peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır.

İkinci yönü şudur ki: İsa Aleyhisselâm'ın şahsının kılıcı ile öldürülmüş olan Deccal'ın şahsı, oluşturduğu dehşetli maddecilik ve dinsizliğin ihtişamlı görünüşü ve manevî şahsiyetini öldürecek ve ilahlığı inkar olan inançsızlık fikrini yok edecek, ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, İsevî dini'nin hakikatını islami hakikatler ile birleştirerek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda uyar, tâbi' olur. Buhari-Enbiya-49" diye nakledilen hadis bu birlikteliğe ve Kur'ani hakikate uymaya ve hâkimiyetine işaret eder.

ONDÖRDÜNCÜ KONU: Nakledilen hadislerde var ki: "Deccal'ın en önemli kuvveti yahudidir. Yahudiler severek ona uyarlar. Müslim, Fiten: 124"

“Allah en iyi bilir”, diyebiliriz ki, bu hadisin bir parça yorumu Rusya'da çıkmış. Çünki her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya’da çokça toplanıp intikamlarını almak için, Komünist Örgütün kurulmasında önemli bir rol ile yahudi milletinden olan "Troçki" namında dehşetli bir adamı, Rusya'nın başkomutanlığına ve terbiyecilerinden olan meşhur Lenin'den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik ürünlerini yaktırdılar. Büyük Deccal'ın örgütünü ve bir kısım uygulamalarını gösterdiler. Ve diğer hükûmetlerde dahi önemli sarsıntılar verip karıştırdılar.

ONBEŞİNCİ KONU: Ye'cüc ve Me'cüc olaylarının özeti Kur'anda olduğu gibi, hadislerde bir kısım detayları var. Ve o detaylar ise, Kur'anın anlamı sabit ve net olan icmali gibi değil, belki bir derece yoruma açık sayılır. Onlar yorum isterler. Belki hadis nakilcilerinin yorumları karışmasıyla tabir isterler.


Evet
لاَيَعْلَم ُالْغَيْبَ اِلاَّاللّهُ “ Gaybı yalnız Allah bilir..” Bunun bir yorumu şudur ki: Kur'anın İlahi lisanında Ye'cüc ve Me'cüc adı verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin'den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa'yı darmaduman ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı altüst edeceklerine işaret ve imalı sözdür. Hattâ şimdi de komünistlik içindeki anarşistin önemli kişileri onlardandır. Evet, Fransa devriminde hürriyetçilik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, doğdu. Ve sosyalistlik ise bir kısım kutsalları yıktığından, aşıladığı fikir daha sonra komünistliğe dönüştü. Ve komünistlik dahi çok ahlaki, kalbi ve insani kutsalları bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiç bir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik ürününü verecek. Çünkü insanın kalbinden hürmet ve merhamet çıksa; akıl ve zekâ, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar haline dönüştürür, bir daha siyasetle idare edilemezler. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise; hem mazlum, zulme uğramış kalabalık, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak. Ve o şartlara uygun insanlar ise, Çin-i Maçin'de kırk günlük bir mesafede yapılan ve dünyanın 7 harikasından birisi bulunan Çin Seddi'nin yapılmasına sebebiyet veren Mançur ve Moğol ve bir kısım Kırgız kabileleridir ki, Kur'an'ın özet haberini yorumlayan Hz. Muhammed (Aleyhissalâtü Vesselâm) mu'cizevi ve araştırıp hakikati bulurcasına haber vermiş.

ONALTINCI KONU: Nakledilen hadislerde var ki: -İsa Aleyhisselâm Deccal'ı öldürdüğüyle alakalı- "Deccal'ın olağanüstü büyük ve minareden daha yüksek bir heybetli görünüşte ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu İbn-i Kesîr, Nihâyetü’l-Bidâye ve’n-Nihâye, 1:103-4" gösterir.

لاَيَعْلَم ُالْغَيْبَ اِلاَّاللّهُ “ Gaybı yalnız Allah bilir..” Bunun bir yorumu şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı iman nuru ile tanıyan ve ona uyan mücahid cemaatinin sayısı , Deccal'ın okulca ve askerce ilmî ve maddî ordularına oranla çok az ve küçük olmasına işaret ve imalı sözdür.

ONYEDİNCİ KONU: Nakledilen hadislerde var ki: "Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve hârikulâde bir eşeği vardır. İbn-i Kesîr, Nihâyetü’l-Bidâye ve’n-Nihâye, 1:106"

Allah en iyisini bilir, bu hadis nakilleri tamamen doğru olmak şartıyla yorumları şudur: Bu hadisler mu'cize olarak haber verir ki, "
Deccal zamanında haberleşme ve seyahat vasıtaları gelişecek ki, bir olay bir günde bütün dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, doğu batı işitir ve tüm gazetelerinde okunacak. Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıt'asını ve yetmiş hükûmetini görecek ve gezecek." diye ortaya çıkmasından on yüzyıl önce telgraf, telefon, radyo, tren, uçak’tan mu'cize olarak haber verir. Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet diktatör bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Ve bindiği bineği ve eşeği ise; ya trendir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce süslenmiş ve donatılmış. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, bineği; dehşetli bir otomobildir veya uçaktır veyahut...... (susmak lâzım!)

ONSEKİZİNCİ KONU: Nakledilen hadislerde var ki: "Ümmetim dosdoğru gitse, ona bir gün var. Ebû Dâvud, Melâhim: 18; Müsned, 1:170, 4:193" Yani فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ اَلْفَ سَنَةٍ “ Bir günün miktarı 1000 yıldır...Secde 32-5” âyetinin sırrıyla bin yıl hâkîm olarak ve mükemmel yaşayacak. Eğer dosdoğru gitmezse, ona yarım gün var. Yani ancak beşyüz yıl kadar hâkimiyeti ve galibiyeti muhafaza eder.

Allah en iyisini bilir, bu hadis kıyametten haber vermek değil; belki İslâmiyetin galib olarak hâkimiyetinden ve hilafetin saltanatından bahseder ki, hakikatin kendisi ve bir bilinmeyen mu'cize olarak aynen öyle çıkmış. Çünki Abbasi Halifeliğinin sonunda, onun siyasileri doğru gidişlerini kaybettiği için, beşyüz yıl kadar yaşamış. Fakat ümmetin geneli ise istikameti kaybetmediğinden Osmanlı Halifeliği yardıma gelip binüçyüz sene kadar hâkimiyeti devam ettirmiş. Sonra Osmanlı siyasileri dahi, doğru gidişlerini muhafaza edemediğinden, o da ancak (hilafetle) beşyüz yıl yaşayabilmiş. Bu hadîsin mu'cize olarak haber vermesini, Osmanlı Halifeliği kendi ölümüyle onaylamış. Bu hadîsi başka kitapçıklarda dahi bahsettiğimizden burada kısa kesiyoruz.

ON DOKUZUNCU KONU: Nakledilen hadislerde , Dünyanın son zamanlarının alâmetlerinden olan ve Yüce Peygamberimizin ev halkından olacak olan Hazret-i Mehdi'nin (Radiyallahu Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. Hattâ bir kısım alimler ve Allah dostları, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.

Allah en doğrusunu bilir , bu ayrı ayrı hadislerin bir yorumu şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet-din âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde uygulamaları olduğu gibi.. her bir yüzyıl ve ümitsizlik vaktinde, psikolojisini destekleyecek bir nevi Mehdi'ye veyahut Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; İlahi Rahmet ile her devirde belki her yüzyılda bir çeşit Mehdi, Peygamberin ev halkından çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini diriltmiş. Meselâ: Siyaset âleminde Mehdi-i Abbasî ve diyanet âleminde Gavs-ı Azam ve Şah-ı Nakşibendi ve dört kutup ve on iki imam gibi. Büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini uygulayan zâtlar dahi, -Mehdi hakkında gelen hadis nakillerinde Muhammedi bakışa göre olduğundan hadisler birbirleri ile manaca aykırı düşerek, bir kısım hakikat ehli demiş: "Eskide çıkmış." Her ne ise... Bu konu Risâle-i Nur'da açıklandığından, onu ona havale ile burada bu kadar deriz ki:

Dünyada birbirini destekleyen hiçbir hanedan ve birbirine uyumlu hiçbir kabile ve aydın hiçbir topluluk ve cemaat yoktur ki, Peygamberin ev halkı hanedanına ve kabilesine ve topluluğuna ve cemaatine yetişebilsin.

Evet yüzer kutsal kahramanları yetiştiren ve binler manevî komutanları ümmetin başına geçiren ve Kuran hakikatlerinin mayası ile ve îmanın nuruyla ve İslâmiyet'in şerefiyle beslenen, mükemmelleşen Peygamberin ev halkı, elbette Dünyanın son zamanlarında Muhammed’in getirdiği şeriati ve Kuran’ın hakikatlerini ve Peygamber sünnetini (A.S.M.) diriltme ile, ilân ile, uygulama ile, başkomutanları olan Büyük Mehdi'nin tam adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet akla uygun olmakla beraber, gayet gerekli ve zarurî ve insanın sosyal hayatındaki kurallarının gereğidir.

YİRMİNCİ KONU: Güneş'in batıdan çıkması (Buhari Fiten-25) ve yeryüzünden dâbbet-ül arzın–yer hayvanının (Müslim iman-249) ortaya çıkmasıdır.

Amma Güneş'in batıdan doğması ise, inkarı mümkün olmayan bir biçimde bir kıyamet alâmetidir. Ve olayın çok açık olması, aklın seçimi ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir ilahi olay olduğundan yorumu ve anlamı anlaşıldığı gibidir, yoruma ihtiyacı yoktur. Yalnız bu kadar var ki: Allah en iyisini bilir, o doğuşun dış görünüşteki sebebi: Yeryüzünün kafasının aklı hükmünde olan Kur'an, onun başından çıkmasıyla yeryüzünün deli olup, Allah’ın izni ile başını başka gezegene çarpmasıyla hareketinden geri dönüp, batıdan doğuya olan seyahatını, Allah’ın iradesi ile doğudan batıya dönüştürmekle Güneş batıdan doğmaya başlar. Evet dünyayı güneş ile, dünyayı arş ile kuvvetli bağlayan Allah’ın sağlam ipi olan Kur'anın çekim kuvveti kopsa; yeryüzünün ipi çözülür, başıboş serseri olup aksiyle ve düzensiz hareketinden Güneş batıdan çıkar. Hem çarpışma neticesinde İlahî emir ile kıyamet kopar diye bir yorumu vardır.

Amma "Yer Hayvanı":

Kur'anda gayet özet bir işaret ve durumunu görünüşüyle anlatan kısacık bir ifade, bir konuşma var. Detayı ise; ben şimdilik, başka konular gibi kesin bir düşünceyle bilemiyorum. Yalnız bu kadar diyebilirim:

لاَيَعْلَم ُالْغَيْبَ اِلاَّاللّهُ “ Gaybı yalnız Allah bilir..” Nasılki Firavun'un milletine "çekirge âfetı ve bit belası" ve Kâ'be’yi yıkmaya çalışan Ebrehe milletine "Ebabil Kuşları" musallat olmuşlar. Öyle de: Süfyan'ın ve Deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve sapkınlığa ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarşistliği ile bozgunculuğa ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfr ve nankörlüğe düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, yeryüzünden bir hayvan çıkıp musallat olacak, alt üst edecek. Allah en iyisini bilir, o yer hayvanı bir tür'dür. Çünkü gayet büyük birtek şahıs olsa, her yerde herkese yetişmez. Demek dehşetli bir hayvan sürüsü olacak. Belki اِلاَّدَابَّةُاْلاَرْضِ تَأْكُل ُمِنْسَأَتَهُ “ Ancak yer hayvanı onun asasını yer..Sebe 34-14” âyetinin işaretiyle, o hayvan, dabbet-ül arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın bedeninde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü'minler îman bereketiyle ve haram eğlencelerden ve iradelerini kötü şeyleri yapmaktan uzak durmalarıyla kurtulmasına işareten âyet, îman konusunda o hayvanı konuşturmuş.


رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا اِنْ نَسِينَا اَوْ اَخْطَاْنَا

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
“Rabbena la tuahizna in nesi’na ev ahta’na
Subhaneke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel Alimul Hakim.

“ Ey Rabbimiz,
Hatalarımızdan ve unuttuklarımızdan bizi sorgulama.
Sen noksanlıklardan uzaksın. Bize öğrettiklerinden başka ilmimiz yoktur.
Gerçekten sen Her şeyi bilen ve Hüküm-hikmet sahibisin.”

......................”

****

Önce geçen yirmi adet konulara bir ek olarak üç küçük konudur.

BİRİNCİ KONU: Nakledilen hadislerde Hazret-i İsa Aleyhisselâm'a "Mesih" lakabı verildiği gibi her iki Deccal'a dahi "Mesih" lakabı verilmiş ve bütün nakledilen hadislerde

“min fitnetil mesihiddeccal....” –Mesih deccal’in fitnesinden . Buhari ezan-149...” denilmiş. Bunun hikmeti ve yorumu nedir?

Elcevap: “Allah en iyisini bilir” bunun hikmeti şudur ki: Nasılki Allah’ın emri ile İsâ Aleyhisselâm, Musa (AS)ın dininde bir kısım ağır sorumlulukları kaldırıp şarab gibi bazı nefsin hoşuna giden şeyleri helâl etmiş. Aynen öyle de; Büyük Deccal, şeytanın ayartması ve hükmü ile İsa (AS)ın dininin hükümlerini kaldırıp Hıristiyanların sosyal hayatlarını idare eden bağlantıları bozarak, anarşistliğe ve Ye'cüc ve Me'cüc'e zemin hazır eder. Ve İslâm Deccalı olan Süfyan dahi, Hz. Muhammed’in dininin (A.S.M.) ebedî bir kısım hükümlerini nefis ve şeytanın hileleri ile kaldırmağa çalışarak insan hayatının maddî ve manevî bağlarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; çürümüş arzular bataklığında, birbirine saldırmak için zorlayıcı bir özgürlük ve baskıcı bir yönetimin kendisi gibi bir özgürlük vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir baskıcı yönetimden başka kontrol altına alınamaz.

İKİNCİ KONU: Peygamberimizden nakledilen hadislerde her iki Deccal'ın hârikulâde uygulamalarından ve çok olağanüstü iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş. Hattâ talihsiz (bedbaht) bir kısım insanlar, onlara bir çeşit ilahlık verirler diye haber verilmiş. Bunun sebebi nedir?

Elcevap: وَالْعِلْم ُعِنْدَاللّهِ “ İlim Allah’ın katındadır..” Uygulamalarının büyük ve olağanüstü olması ise: Daha çok yıkma ve nefsin arzularına yöneltme olduğundan, kolayca olağanüstü öyle işler yaparlar ki; bir hadiste "Bir günleri bir senedir" yani, bir senede yaptıkları işleri, üçyüz senede yapılmaz, denilmiş. Ve iktidarlarının pek olağanüstü görünmesi ise, dört yönü ve sebebi var:

Birincisi: olağanüstülük eseri olarak, diktatörce olan koca hükûmetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle meydana gelen gelişmeler ve iyilikler haksız olarak onlara dayandırılmasıyla binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında zannedilmeye sebeb olur. Halbuki hakikaten ve kural olarak, bir cemaatin hareketiyle meydana gelen müsbet iyilikler-güzellikler ve şeref ve ganîmet o cemaate paylaştırılır ve fertlerine verilir. Ve günahlar-kötülükler ve yıkımlar ve kayıplar ise, başkanın tedbirsizliğine ve kusurlarına verilir. Örneğin: Bir tabur bir kaleyi fethetse, ganîmet ve şeref süngülerine aittir. Ve kötü tedbirler ile kayıplar olsa, komutanlarına aittir.

İşte hak ve hakikatın bu ana kaidesine bütün bütün karşıt olarak müsbet gelişmeler ve iyilikler o müthiş başlara ve olumsuz uygulamalar ve kötülükler zavallı milletlerine verilmesiyle; genel bir nefrete lâyık olan o şahıslar, -olağanüstülük yönünden- gaflet ehli tarafından bir genel sevgiye sahip olurlar.

İkinci yön ve sebeb: Her iki Deccal, çok büyük bir baskıcı yönetim ve çok büyük bir zulüm ve çok büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, çok büyük bir iktidar görünür. Evet, öyle acayib bir baskı ki; -kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve kutsalına, hattâ elbisesine karışırlar. Zannederim, Son yüzyılda İslâm ve Türk hürriyetseverleri, bir olay gerçekleşmeden önceki hisleri bu dehşetli baskıyı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hata bir cephede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve zorlamadır ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer masumları cezalandırma ve zorunlu göç ile perişan eder.

Üçüncü yön ve sebeb: Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen gizli örgütünün yardımlaşmasını ve kadın özgürlüklerinin perdesi altındaki dehşetli bir diğer örgütün yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların örgütlerini aldatıp yardım ve desteklerini kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir. Hem bazı Allah dostlarının manevi çıkarımlarıyla anlaşılıyor ki, İslâm Devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gayet güç sahibi ve dâhî ve faal ve gösterişi istemeyen ve şahsî olan şan ve şerefe önem vermeyen bir başbakan ve gayet cesur ve iktidarlı ve metin ve aktif ve şöhret severliğe değer vermeyen bir komutan bulur, onları etkiler. Onların olağanüstü ve dâhice uygulamalarını, gösterişi sevmemelerinden istifade ile kendi şahsına dayandırma ve o vasıta ile koca ordunun ve hükûmetin yenilenme ve dönüşüm ve dünya savaşının değişiminden gelen şiddetli ihtiyacın yöneltmesiyle gösterdikleri gelişimleri şahsına dayandırarak şahsında pek acayib ve hârika bir iktidar bulunduğunu Övücüler tarafından etrafa yaydırır.

Dördüncü yön ve sebeb: Büyük Deccal'ın ispritizma-ruh ve cincilik- türünden etkileyici özellikleri bulunur. İslâm Deccalı'nın dahi, bir gözünde etkileyici manyetizma bulunur. Hattâ hadislerde "Deccal'ın bir gözü kördür. Buhari fiten-26" diye bakışları gözüne çevirerek Büyük Deccal'ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle, onlar tam kâfir bulunduğundan yalnız sadece bu dünyayı görecek birtek gözü var ve sonunu ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.

Ben bir manevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde etkileyici bir manyetizma gözümle gördüm ve onu bütün bütün inkarcı bildim. İşte bu mutlak inkârdan çıkan bir cür'et ve cesaretle kutsallara hücum eder. Halk gerçeği bilemediklerinden, bunu olağanüstü iktidar ve cesaret zannederler.

Hem şanlı ve kahraman bir millet, yenilginin patırtısında, böyle olağanüstü halli ve şanlı ve şanslı ve başarılı ve kurnaz bir komutanı bulunduğundan gizli ve dehşetli olan mahiyetine bakmayarak kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, yanlışlarını örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve dindar milletin ruhundaki îman nuru ve Kur'an ışığıyla hakikat göreceği ve o komutanın çok dehşetli yıkımlarını tamire çalışacağı nakledilen hadislerden anlaşılır.

ÜÇÜNCÜ KÜÇÜK KONU: Üç olay ibret sebebidir.

Birinci Olay: Bir zaman Resûl-i Ekrem(Hz. Muhammed-En cömert peygamber-As) Hazret-i Ömer’e (Ra) yahudi çocukları içinde birisini gösterdi, "İşte sureti" dedi. Hazret-i Ömer Radıyallahü Anh, "Öyle ise ben bunu öldüreceğim" dedi. Buyurdu: "Eğer bu Süfyan ve İslâm Deccalı olsa, sen öldüremezsin; eğer o olmazsa, onun şekline benzediğinden öldürülmez. Buhari Cenaiz-80"

Bu hadis işaret eder ki; onun sureti, hâkimiyeti zamanında çok şeylerde görüneceği gibi, kendisi yahudiler içinde doğacak. Garibdir ki, onun suretindeki bir çocuğu öldürecek derecede ona hiddet ve düşmanlık eden Hazret-i Ömer Radıyallahü Anh (
Allah ondan razı olsun) , o Süfyan'ın en çok beğendiği ve takdir ettiği ve çok defa ondan övgüyle bahsedeceği bir övülmüşü -Hazret-i Ömer'le- çıkmış.

İkinci Olay: O İslâm Deccalı, "Sûre-i وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ “ İncire ve Zeytine yemin olsun . Tin 95-1...” ayetinin manasını merak edip soruyor" diye çoklar nakletmişler. Garibdir ki, bu surenin devamında olan “ Oku, Rabbinin ismiyle.” Ayeti Alak sûresinde اِنَّاْلاِنْسَانَ لَيَطْغَى “ Gerçekten insan mutlaka azar. Alak-96-6” ayeti, onun aynı zamanına ve şahsına -cifir ile ve manasıyla- işaret ettiği gibi, namaz kılanlara ve câmilere azgınca tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o olağandışı halli adam, küçük bir sureyi kendiyle alâkalı hisseder. Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar.

Üçüncü Olay: Bir hadiste "İslâm Deccalı Horasan taraflarından çıkacak. Tirmizi Fiten-57" denilmiş.

لاَيَعْلَم ُالْغَيْبَ اِلاَّاللّهُ “ Gaybı yalnız Allah bilir.” Bunun bir yorumu şudur ki: Doğunun en cesur ve kuvvetli ve kalabalık kavmi ve İslâmiyet'in en kahraman ordusu olan Türk milleti, o hadis zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki yerini anmakla Süfyanî Deccal onların içinden çıkacağına işaret eder.

Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde İslâmiyet'in ve Kur'an'ın elinde şerefli, şimşek gibi bir elmas kılıç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, geçici olarak İslâmiyet'in bir kısım sembollerine karşı kullanmaya çalışır. Fakat başarılı olamaz, geri çekilir. "
Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor" diye nakledilen hadislerden anlaşılıyor.

وَاللّهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ
 لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ ال
لّه
Allah en doğrusunu bilir.
Gaybı ancak Allah bilir.

mico_tasarım