* Keşmir de Irak gibi Müslümanların ortak derdidir
      ( Dr. Ghulam Nabi Fai )
Yeni Asya - Mayıs  - 2003  - Asım ASYALI - Mehmet KARA
Gulam Fai
TAKDİM

Birleşmiş Milletler Dünya Halkları Komitesi Başkanı ve ‘Kasmırı American Council’ (Amerikan Keşmir Konseyi) Başkanı olan Dr. Ghulam Nabi Fai, aynı zamanda Londra’da bulunan Uluslararası Keşmir Çalışmaları Enstitüsü Müdürlüğü, Uluslararası Keşmir Basın Ajansı’nın Başkanlığı, Amerika Keşmir Vakfı Başkanlığı ve BM Dünya İnsan Hakları Grubu Başkanlığını da yapıyor.

Keşmir’de dünyaya gelen ve Amerikan vatandaşı olan Dr. Ghulam Nabi Fai, 20 yıldır Keşmir’e gidemiyor.

Her ay birkaç defa BM’deki toplantılara iştirak eden Dr. Ghulam Nabi Fai, bütün bu görevlerin yanısıra Cenevre’deki insan hakları toplantılarına ve çalışmalarına katılıyor.

Kültürlerarası Araştırma ve Dostluk Vakfının (SIRF) dâvetlisi olarak Türkiye’ye gelen ve katıldığı çeşitli toplantılarda Keşmir dâvâsını anlatan Dr. Ghulam Nabi Fai, SIRF yöneticisi Şemsettin Türkan’la birlikte gazetemizin Ankara Temsilciliğini ziyaret etti.

Dr. Ghulam Nabi Fai’yle yaptığımız görüşmede Yeni Asya’nın yayın faaliyetlerini, Bediüzzaman’ın İslâm dünyasının meselelerine getirdiği çözüm önerilerini ve altı bin sahifelik Kur’ân tefsiri Risâle-i Nur Külliyatında “iman ve Kur’ân hizmeti” olarak formüle ettiği hizmet modelini aktardık.

Ayrıca, Yeni Asya Neşriyat’tan bazı örnek çalışmaları, Köprü, Bizim Âile, Can Kardeş dergilerini ve Bediüzzaman’ın İngilizce’ye tercüme edilmiş eserlerini takdim ettik. Tarihçe-i Hayat’ta Bediüzzaman’ın Ali Ekber Şah hakkındaki yazılarını, Pakistan’daki üniversite Nur talebelerine gönderdikleri mektupları okuduk.

Özellikle Bediüzzaman’ın Nur risâleleriyle ortaya koyduğu din adına siyasetten ve “siyasal İslâm” zihniyetinden uzak iman ve irfan temelli Kur’ânî hizmet modeline takdirini belirten Dr. Ghulam Nabi Fai, 1948 ile 1958 arasındaki 10 yıl içinde BM’nin Keşmir hakkında 23 karar aldığını, ancak Hindistan’ın bu kararları çiğnemeye devam edip Keşmir’in yüzde 60’ını işgâl ettiğini belirtiyor.

Ve Keşmir meselesi çözülemediği takdirde, Pakistan’la Hindistan arasında en az 10 milyon insanın hayatını kaybedeceği bir nükleer savaşa yol açacağı ve dünya üzerindeki altı milyar insanı tehlikeye atacağı uyarısında bulunuyor. Dünyadaki 93 ülkeden daha büyük bir toprak parçasına sahip olan Keşmir’de çözümün Keşmirlilerin halk oyuyla kendi geleceklerini, istiklâllerini belirlemesi olduğunu açıklıyor.

Dr. Ghulam Nabi Fai’yi dinlerken, uzun yıllar Ortadoğu’yu işgâl ettikten sonra gelişigüzel cetvellerle çizdiği haritalarla bölüp parçalayarak, sınır hatlarını kasabaların, köylerin ortasından geçirerek bölgeye fitne tohumlarını eken ecnebilerin, ikiyüz yıl işgâl edip sömürdükleri Ön Asya ve Hint Yarımadasında da aynı fitne unsurlarını sokup terkettiklerini bir defa daha öğrendik.

Sömürüp çekildikten sonra Pakistan ve Hindistan ortasında halkın büyük çoğunluğu Müslüman olan Keşmir’i nasıl bir problem olarak ortada bıraktıklarına şâhid olduk.

Tâ ki, sürekli bir fitne, kriz ve kavga kaynağı olsun diye...

İşte Dr. Ghulam Nabi Fai, ABD’nin Irak saldırısına ve fitnesine yumulan dünyanın dikkatini, yarım asırlık “kanayan yara” Keşmir’e çekiyor.


Dünyanın önemli kriz bölgelerinden Keşmir dâvâsı ekseninde, İslâm âleminin bugünkü durumu nedir? Öncelikle, İslâm âleminin uyanışı hakkında neler söylersiniz?


56 yıllık bir hikâyeden bahsedeceğim size. Bu Keşmir’in hikâyesidir. Öncelikle İslâm dünyasının durumunu iyi tahlil etmek durumundayız. İslâm dünyası sadece 56 ülke değildir. 56 ülkenin dışında da dünyada İslâm dünyası var. 1,2 milyar nüfusa sahip İslâm dünyasının içerisinde, Müslümanların azınlıkta bulunduğu ülkeler de var. Meselâ, Amerika’da 6 milyon Müslüman yaşamaktadır. Dolayısıyla İslâm dünyası derken bunların bütününü gözönünde bulundurmak durumdayız.

Şunu söyleyebilirim. Maalesef İslâm dünyasının durumu hiç de iç açıcı değil. Âcil bir durumla karşı karşıyayız. Filistin’e, Çeçenistan’a, Keşmir’e, Kosova’ya, Bosna Hersek’e baktığımız zaman gerçekten üzücü bir tablo görüyoruz.

Meselâ, Kosova ve Bosna Hersek’te henüz krizin sonuçlandığı kanaatinde değilim. Buralarda hâlâ ciddî sorunlar var. Bunun yanında Hindistan’da Gujarat bölgesinde şu ana kadar iki bin Müslüman çocuk-kadın katledilmiştir.

Irak’ta, Gujarat’ta, Keşmir’de öldürülen kadın ve çocukların, mâsum insanların derdi İslâm dünyasının ortak derdidir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Örgütü ve Göçmenlik Merkezinin açıkladığı rakamlara göre, şu ana kadar mağdur olmuş göçmen insanların yüzde 60’ı maalesef İslâm dünyasına mensuptur. Göçmen, evini kaybeden, ülkesini kaybeden, sahip olduğu herşeyi kaybeden insan demektir. Demektir çünkü dünya göçmenlerinin yüzde 60’ı Müslümandır ve herşeyini kaybetmiş demektir.


İSLÂM’IN MESAJI BARIŞTIR


Buradan çıkan bir tek mesaj var. Bu mesaj, 1.2 milyar İslâm dünyasını ilgilendiren bir mesaj. Amerika’da, Çin’de, Türkiye’de, Avrupa’da veya dünyanın her hangi bir yerinde yaşıyor olmamız önemli değildir. Tek bir mesaj var, o da barış, tolerans, hoşgörü, kardeşlik mesajı taşıyan İslâm’ın evrensel mesajıdır.

Dünyada insanların pek çoğu, Müslümanlardan Müslüman oldukları için nefret etmiyorlar. Allah Kur’ân-ı Kerim’de, “Ey Habibim biz seni insanlara rahmet için gönderdik” diyor. Allah orada “Ey Habibim biz seni Müslümanlara rahmet için gönderdik” demiyor, Kur’ân bütün insanlığa gönderilmiş.

Ama insanlar bunu bilmiyorlar. İslâm dini savaşta bile mâsumların, kadınların, çocukların, yaşlıların öldürülmesine, ağaçların kesilmesine, hayvanların katledilmesine karşı olan bir dindir. İslâm dininin yüce mesajı budur. Ama, insanlık bunu bilmiyor. Dolayısıyla Müslümanların büyük sorumluluğu var. Müslümanlar İslâm’ın mânâsını, rehberimiz olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) yüce mesajını bütün insanlığa anlatmak zorunda ve mesuliyetinde.


EN BÜYÜK BARIŞ İNSANI: HZ. MUHAMMED’DİR


Burada bir örnek vermek istiyorum. Güney Afrika’daki zenci hareketin lideri Mandela 27 sene hapiste kaldı, beyazların zulmüne uğradı. Fakat dışarı çıkınca güce sahip oldu, ama intikam almadı. Mandela’ya “barış insanı” mesajı verildi. Ona hapishanede iken beyazlar tarafından en az yiyecek, su veriyordu.

Müslümanların önderi Hz. Muhammed de (a.s.m) inzivaya zorlandı. Ama ona ekmek de, su da verilmedi. Yine de “barış” mesajı verdi. Amcası öldürüldü, arkadaşları öldürüldü. Ama Mekke’yi fethettikleri zaman “Biz barış için gönderildik” dedi ve intikam istemedi.

Bizim bu “barış” mesajını insanlığa vermemiz lâzım. En büyük barış insanı Hz. Muhammed’dir (a.s.m.). Bizim bunu insanlığa anlatmamız lâzım.

İnsanlar Müslümanları suçluyorlarsa, Müslümanların gayr-ı müslimleri suçlamaya hakları yok. Kendimizi suçlamalıyız. Çünkü Müslümanlar İslâmın “barış” mesajını insanlığa lâyıkıyla anlatamadı.

Burada enteresan bir örnek vermek istiyorum. Amerika’da aslen Keşmirli olan Müslüman bir bayan doktora bir hastası gelir. Muayene olduktan sonra onunla tanışmak ister. “Sen kimsin?” diye sorar. Bayan doktor da, “Ben Müslümanım ve Keşmirliyim” cevabını verir. Amerikalı bayan gayr-ı ihtiyârî bir şekilde, “Hayır sen Müslüman olamazsın; bu kadar iyi olmandan dolayı sen Müslüman olamazsın” der.

Düşünün İslâm dünyası nasıl yanlış tanıtılmış. Bunu düzeltmemiz lâzım.



KEŞMİR ZULÜM CEHENNEMİ HALİNE GETİRİLMİŞ


ABD’nin Irak saldırısı Keşmir’i âdeta unutturdu. Keşmir’de durum nasıl?


400 sene önce Moğol dönemindeki Taçmahal’i yapan Şah Cihân’ın bir ifâdesini nakletmek istiyorum. Şah Cihân Keşmir’e ziyarete gelir. Keşmir’in güzelliğini görünce o kadar hayran kalır ki, Keşmir’i şöyle târif eder: “Eğer ben duysaydım ki dünya üzerinde bir cennet var, o cennetin Keşmir olduğunu söylerdim.”

Böyle güzel bir ülke olan Keşmir maalesef bugün bu güzellikte değil. Asya’nın İsviçre’si olan Keşmir bugün artık bir cehennem haline getirilmiş. İnsanların öldürüldüğü, zulmün icra edildiği bir bölge haline gelmiştir.

Zulüm o dereceye varmış ki, Washington Post gazetesinin editörü bile, “Şu anda Hindistan’ın bir milyonluk ordusunun üçte ikisi, yani 700 bin asker Keşmir’de görev yapmaktadır. Orada ciddî anlamda bir zulüm ve sıkıntıyı halka vermektedirler” diye yazıyor.


BİNLERCE OLAYDAN BİRKAÇI


Şu örnekler sanırım Keşmir’deki zulmü anlatmaya yeterli:

Yeğenim Şabir Sıddıkî ve 19 Keşmirli genç arkadaşı, beş sene önce her Cuma günü 30-40 bin kişinin Cuma namazı kıldığı Keşmir’deki İkinci Medine Camiinde kıldıkları Cuma namazından sonra Hindistan askerleri tarafından alınıp bir odaya kapatıldılar ve kapıları dışarıdan kitlendi. Sonra Hindistan askerleri tarafından bu ev yakıldı. 20 genç Keşmirli canlı canlı yandı. Bunu BBC rapor halinde sundu.

Keza, Celîl Andrabî isimli avukat Keşmir Hukukçuları Komisyonu başkanıydı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Örgütünün toplantısı için kendisini Cenevre’ye dâvet ettim. Cenevre’ye defalarca geldi. Sunduğu raporlarda Keşmir’deki binlerce idam olayını, işkence olayını, yüzlerce tecâvüz vak’asını yazmıştı. Klasörler dolusu dokümanlarla Keşmir’deki ıztırabı dile getiriyordu.

Kendisini Cenevre’deki son toplantı için çağırmıştım. Birleşmiş Milletlerin dâvetlisi olarak Cenevre’ye gelecekti. Havaalanına gelirken, “Rustria Rifles Tüfekleri” adı verilen Hint ordusunun askerî birimleri yolda durdurup Av. Celîl Andrabî’yi götürmüşler. Biz kendisini Cenevre’de havaalanında bekliyorduk. Saatlerce bekledik; BM’yi aradık, Hindistan elçiliğine sorduk, fakat bize cevap verilmedi. İki hafta sonra cesedi Keşmir’de bir ırmağın kenarında bulundu. Kolları ve parmakları kırılmış, gözleri oyulmuş, kulakları koparılmış, ayakları kesilmiş bir halde...

Bunun üzerine Birleşmiş Milletler ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı nezdinde devreye girdik. Ayala Laso isimli İnsan Hakları Yüksek Komisyonu Başkanı—kendisi ile bir yıl önce tanışmıştı—basın toplantısı yaptı. Bunu resmî kanallara sorduk. Ennesty İnternational adı verilen insan hakları örgütü bunu araştırmaya başladı. Dört yıldan beri süren bu araştırmalardan hâlâ bir sonuç alınamadı. En az altı defa bu kuruluş vasıtasıyla sorulan sorulara hâlâ bir cevap verilmedi.

Bir başka olay: Keşmir’deki İslâmabad şehrinin Baddesgâm isimli köyünde bulunan Mübinâ isimli hanım evlenmiş. 1994 yılında evlendikten sonra kocası ve 45 misafiri ile birlikte otobüsle kocasının akrabalarının bulunduğu köye giderken yolda Hint askerleri tarafından durdurulmuş. Bütün yolcuları aşağıya indirdikten sonra kocasını oracıkta öldürmüşler. Fakat şu ana kadar bu olayla ilgili yapılan araştırmalarda da bir sonuç çıkmamıştır. Onca şâhide rağmen...

Kunnun Puşpora isimli köydeki olay Daily İndependent gazetesinde haber olarak yayınlandı: Bir gecede 73 tane Keşmirli kadın zorla tecâvüze uğradı. Aynı haber New York Times gazetesinde çıktı. Fakat orada çıkan haberde 73 değil 40 kadın olarak yayınlandı. Daily İndependent London gazetesinin haberine göre ise, bu 73 kadından en genci 9 yaşında, en yaşlısı 83 yaşındaydı.




“SUYUN ÜZERİNDEKİ BALONCUKLAR” OLMAMALIYIZ


Baştan beri saydığım bütün bu olaylar eğer Müslümanları uyandırmıyorsa, artık İslâm dünyasını hangi olay uyandıracak?


Müslümanların önce kendilerini suçlamaları gerekiyor. Eğer Çeçenistan’da, Filistin’de, Bosna’da, Kosova’da Gujarat’ta, Keşmir’de Müslümanlar sıkıntı çekiyorlarsa, öldürülüyorlarsa bunun sorumlusu önce buna bigâne kalan Müslümanlardır.

Burada bir hadis-i şerif’i hatırlatmak istiyorum. Peygamberimiz (a.s.m.), “Bir zaman gelecek, bütün dünya insanları İslâm dünyası üzerine öyle bir gelecekler ki, öyle bir saldırıda bulunacaklar ki, onların Müslümanların üzerine hücum edişi aç kalmış bir insanın yemek tabağına hücum edişi gibi olacaktır” demiştir. Peygamberimiz (asm) bunu söylediğinde, Sahabiler, “Müslümanların sayısı çok az olduğu için mi öyle olacak Ya Resulallah?” diye sorduklarında Peygamberimiz, “Hayır. Müslümanların sayısı çok fazla olacak, ama onların durumu âdeta bir suyun üzerindeki baloncuklar gibi olacak” diye bugünkü Müslümanların durumunu açıklamıştır.

“Suyun üzerindeki baloncuklar” olmamalıyız.


HİNDİSTAN KEŞMİR’İN ÜÇTE İKİSİNİ İŞGÂL ETMİŞ


Keşmir’de “mesele” nedir? Keşmir’in kaçta kaçı işgâl altındadır? Kaçta kaçı bağımsızdır? Anlaşmazlık nereden çıkıyor?


1948 yılından beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin almış olduğu bir karar var. Bu ilk alınan kararlardan birisidir. Bu karara göre, Hindistan’la Pakistan’ın bir araya gelip Keşmir halkına kendi hür yaşama hakkını vermeleri gerekiyor. Yani, BM kararı, Keşmir halkına kendini yönetme hakkının verilmesini belirtiyor. Bu da ancak referandumla olacaktır. Keşmir’de istenilen budur.

Keşmir’de 13 milyon insan yaşıyor. Keşmir, 121 ülkeden daha fazla bir yüzölçüme sahip. 87 bin kilometre karelik bir toprakla dünya üzerinde 93 ülkeden daha büyük bir alana sahip bir ülkedir. Danimarka, Lüksemburg, Belçika, Katar, Bahreyn, Singapur’u bir araya toplasanız bunların yüzölçümü ancak bir Keşmir eder.

Keşmir çok stratejik bir konumda bulunmaktadır. Pakistan’la, Hindistan’la, Çin’le, Afganistan’la ve 27 kilometrelik bir mesâfe ile Kırgızistan ve Tacikistan’la sınırı olan bir ülkedir.

Keşmir’in üçte ikisi Hindistan tarafından işgâl edilmiş durumdadır. Üçte birisi ise Pakistan’ın kontrolü altında bulunmaktadır.

Hindistan için üçte ikilik kısmı “işgâl”, Pakistan için “kontrolü altında” tâbirlerini bilerek kullanıyorum. Çünkü, Pakistan kontrol ettiği üçte bir bölge için Pakistan’ın yönetiminde olduğunu söylemiyor. Pakistan, kontrolünde olduğu bölgeye, “Burası, Keşmirlilerin istiklâllerini belirleme haklarına sahip olduğu özel bir bölgedir” diyor. Hindistan ise bunu kabul etmiyor. Hindistan orada referandum yapılmasını istemiyor.


MÜSLÜMANLAR PLÂNLI HAREKET ETMİYOR


56 yıldır Keşmir sorunu neden çözülmedi? “Sorun” nereden kaynaklanıyor? Keşmir’de hergün onlarca insan öldürülürken, dünyada pek gündemde değil. Bunu neye bağlıyorsunuz?


Müslümanların kendilerinden kaynaklanan bir problem olduğunu söyleyebilirim. Bu meselenin bilinmeyişinin sebebi yine Müslümanların eksikliğinden. Müslümanların yüzde 95’i iyi niyetli ve samîmî. İyi niyetliler, ama ancak yüzde beş oranında plânlı hareket ediyorlar. Bu Müslümanların ciddî bir handikabı olarak karşımıza çıkıyor. Plânlı çalışma yapmıyorlar.

Hindistan çok akıllıca bir taktik izledi. Hindistan’ın ilk devlet başkanı olan Nehru, Mısır Devlet Başkanı Nasır’la özel diyaloga geçti. 114 ülkenin katılımıyla “Bağlantısız ülkeler grubu” oluşturdular. Bu blokta Arap dünyasının, İslâm dünyasının sorunlarına destek vereceklerini söylediler. Lâkin, ortaya bir şart koydular. Bu şart da Keşmir meselesini gündeme getirmemekti. Nitekim bunda da başarılı oldular. Yani, Nasır, Nehru’nun oyununa gelmiş oldu.

1950’li ve 1960’lı yıllarda Hindistan Sovyetler Birliğine yakın bir müttefikti; Pakistan ise Amerika’ya yakın müttefik bir ülkeydi. Hindistan o yıllarda akıllı bir politika izledi. Keşmirli Hindu bir diplomat olan Gangu’yu Washington’a gönderdi. Orada kendisine özel olarak bir büro tuttular. O dönemden itibaren Hindistan’ın arzu ettiği şekilde Keşmir meselesini anlatmak üzere çalışmalar yaptılar. 1950’li - 60’lı yıllarda bunu yaptılar. Bu Hindistanlıların ne kadar plânlı çalıştıklarını gösteriyor. Müslümanların yüzde beşinin plânlı çalışmasına karşılık, yüzde 95’inde hoşgörü ve iyi niyet varken, onlarda iyi niyet hiç olmadı. Ne var ki şer dâvâlarında yüzde 100 plânlı çalıştılar.

Amerika Irak’a geldi ve işgâl etti. Kamuoyunda herkes Amerika’nın Irak’a “petrol” için ve ekonomik çıkarlarını düşündüğü için geldiğini söyledi ve herkes Amerika’yı suçladı. Fakat, Keşmirli bir Amerikalı vatandaş olarak—bir anlamda—Amerika’yı suçlayamıyorum. Çünkü, hiçbir İslâm ülkesi Hindistan âleyhinde bir tek kelime söylemedi. Neden? Ekonomik çıkarlarımıza halel gelir diye. İslâm ülkelerinin dahi sırf ekonomik çıkarlardan dolayı bir kelime ile bile itîraz etmeye çekindikleri bir ortamda biz ne diye Amerika’yı suçluyoruz ki...


ÇÖZÜM, HİNDİSTAN’A EKONOMİK

AMBARGO UYGULAMAKTA


Keşmir meselesinin çözümü nasıl olur? Amerikan Keşmir Konseyi Başkanı olarak neyi önerirsiniz?


Aralık 1991’de Senegal’da idik. Zamanın Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal da oradaydı. İslâm Konferansı Teşkilâtı Dışişleri Bakanları toplantısına 56 Müslüman ülkenin diplomatları katılmıştı. Ben orada çok önemli bir Müslüman ülkenin Dışişleri Bakanı ile görüşme yaptım. Bu görüşme esnasında kendisine bir öneride bulundum. Birleşmiş Milletler’e sunulmak üzere İK֒nün deklarasyonuna ciddî bir kayıt koyalım; “İKÖ üyeleri olarak Hindistan’a karşı ekonomik ambargo uygulamasını teklif edelim. Keşmir meselesi çözülünceye kadar ithalat, ihracat yapmayacağımızı şart koşalım” dedim.

Bunun üzerine Amerika’da doktorasını yapmış bu önemli İslâm ülkesi diplomatı, “Bu hârika, çok güzel bir fikir” dedi. Kendisine “Bunu ben sunamam, çünkü İK֒de bir delegesiniz, ancak siz sunabilirsiniz; burada kabul edilirse BM’de etkili olur” dediğimde, “Çok zekice, bu hârika fikri ben kendi hükûmetime dahi sunamam” diye çark etti.

Keşmir meselesinin çözümü için daha pratik bir yol söylemek istiyorum. Bütün İslâm dünyasını bir tarafa bırakalım. Altı körfez ülkesi dahi bırakın Hindistan üzerinde ekonomik ambargo uygulamayı, sadece “Siz Keşmir meselesini çözmeden biz size petrol vermeyeceğiz” tehdidi bile onları hizaya getirmeye yetecektir. Bunu Filistin meselesi için yapınca ciddî anlamda sonuçlar alabiliyorlar. Neden Keşmir meselesine eğilmiyorlar?

Keşmir meselesi, BM’nin yaşı kadar eski İslâm dünyasının bir problemidir.


BM’NİN KEŞMİR HAKKINDA 23 KARARI VAR


Amerika Keşmir Konseyi ne tür faaliyetler yapıyor?


Amerika Keşmir Konseyi özellikle Amerika’nın Keşmir konusundaki politikalarını uygulanabilir, daha sağlıklı ve sonuç veren bir hale dönüşmesinde gayretler sarf etmektedir.

Keşmir hakkındaki ilk Birleşmiş Milletler kararının ilk destekçilerinden birisi Amerika olmuştu. Amerika’nın BM’deki Büyükelçisi Austin’in desteğiyle bu olmuştur.

Birleşmiş Milletler’in 1948’den bu tarafa Keşmir hakkında 23 kararı vardır. Irak hakkında şu ana kadar 17 karar alınmıştır. Ne yazık ki, bütün dünyanın gözü önünde Hindistan Keşmir’i işgâl edip BM kararlarını çiğnemektedir. Irak’ın 17 BM kararını çiğnediğini iddia eden ABD, BM kararı olmadan Irak’a müdahale etmekte, lâkin 23 kararı çiğneyen Hindistan’a karşı sessiz kalmakta.

BM, 21 Nisan 1948’de Keşmir’le ilgili ilk kararı aldı. O tarihten bu yana Hindistan ile Pakistan arasında sıkıntı devam ediyor. BM Keşmir’le ilgili 23 karar almıştır ve 23. kararı da Keşmir’le ilgili ilk karardır. BM’nin Keşmir’le ilgili son 23. kararı ise 1958’de alınmıştır.

Şu ana kadar Pakistan’la Hindistan üç defa savaştılar. Görünen o ki, Hindistan’la Pakistan arasında dördüncü bir savaş kapıda. Ama bu savaş nükleer bir savaş olacak ve bütün dünyayı etkileyecektir. BM’nin tesbitlerine göre, en az 10 milyon insan ölecektir.

Biz bunları Amerika’da anlatmaya çalışıyoruz. “Bu meseleyi bir an önce çözün, bunlara fırsat vermeyin” diyoruz. Bunun için Kongrede, Senatoda, medyada lobi faaliyetleri yapıyoruz. Keşmir dâvâsını anlatmaya çalışıyoruz.

1441 sayılı BM kararı Irak hakkında alındı. Bu karar BM tarafından Irak’a duyuruldu. Fakat bunu Saddam Hüseyin imzalamadı. Halbuki Keşmir hakkında alınan kararların bütününde hem Pakistan’ın, hem de Hindistan’ın imzası var. Kısacası, Hindistan imzaladığı halde BM kararlarını uygulanmıyor, çiğniyor.


TÜRKİYE, KEŞMİR KONTAK KOMİTESİ ÜYESİ


Türkiye’den ve İslâm dünyasından Keşmir konusunda neler bekliyorsunuz?


Türkiye’den beklediğimiz İslâm dünyasından beklediğimizden çok daha farklıdır. Türkiye’den beklentimiz, sâdece Türkiye’nin BM’de çok önemli bir ülke olması değil, sâdece Türkiye’nin önemli bir NATO üyesi olması değil, sâdece İslâm Konferansı üyesi olmasından değil; daha önemli olan Türkiye’nin Keşmir Kontak Komitesinin bir üyesi olmasıdır.

İslâm Konferansı Teşkilâtı tarafından seçilen Keşmir Kontak Grubunun bu konuda alınan ilk önemli kararın altında Türkiye Cumhurbaşkanı olarak Sayın Süleyman Demirel’in 1994 yılında Fas’ta atmış olduğu imza vardır. Onun yanında Nijerya’nın, Suudî Arabistan’ın, Pakistan’ın, Katar’ın devlet başkanlarının imzası bulunmaktadır. Bir de İslâm Konferansı Genel Sekreterinin imzası mevcuttur.

Keşmir Kontak Grubu yılda iki kez toplanır. Son toplantı üç hafta önce 12 Nisan 2003’te Cenevre’de yapıldı. Ben bu toplantıdaydım. Toplantıda, Türkiye’nin Büyükelçisi de bulundu.

Eylül ayı sonunda Keşmir Kontak Komitesi toplantısı yeniden yapılacak. Bu BM Genel Kongresi ile aynı döneme rastlamaktadır. Türkiye Dışişleri Bakanı sayın Abdullah Gül eminim ki orada olacaktır. Sayın Bakan katılamazsa da Türkiye Büyükelçisi onun adına toplantıya katılacaktır.

Geçen toplantıda gündeme geldiği gibi Türkiye Keşmir konusundaki kararın gündeme alınması konusunda en büyük desteği sağlayan güç oldu. Türkiye Keşmir dâvâsına her zaman destek vermiş bir ülkedir. Biz bu bakımdan memnunuz.


Türkiye’ye vazife düşüyor:


Duâlarınızı esirgemeyin


Kritik konumu ve öneminden dolayı Türkiye’ye çok büyük bir vazife düşüyor. Keşmir dâvâsı için hükûmette hangi partinin, hangi siyasî kanaatin hükûmette olduğu, başbakanın kim olduğu önemli değildir. Ama Türkiye çok büyük bir rol oynamaktadır. Ve Türkiye Keşmirliler için çok büyük bir değere sahiptir. Gerçek şu: Hindistan’la Pakistan yalnız başlarına oturup da Keşmir sorununu asla çözemezler ve çözemeyeceklerdir. Bu yüzden mutlaka aralarındaki görüşmelere Keşmir temsilcilerini de almaları gerekmektedir. Onlar da tek başına çözemezler. Mutlaka bu çözüm grubuna Güney Afrika’daki Mandela’nın da katılımını ve onun kontrolünde bu görüşmelerin yapılmasını teklif ediyoruz ve bunu bekliyoruz. Ancak böyle bir yol Keşmir’e çözümü getirebilir. Bu fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Mesajım şudur; gazeteniz vasıtasıyla Türk halkına, devletine teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Keşmir bölgesindeki Keşmir halkının çektiği ıztırabı lütfen içinizde, kalbinizde hissediniz. Keşmir’de çile çeken, işkence gören insanların, zulme uğrayan hanımlarımızın, çocuklarımızın, yaşlılarımızın ıztırabını kendi öz kardeşleriniz gibi düşünerek bize lütfen duâ etsinler, destek ve duâlarını esirgemesinler...
07.05.2003.

mico_tasarım