* Emrullah HATİPOĞLU ile....
     Altınoluk - Ekim-2001

Fakirliğin Ahlâki Sonuçları

ehatipoglu.jpg (6454 bytes)Ülkemiz üst üste ekonomik krizler yaşıyor. Binlerce insan işini kaybetti. Resmi rakamlara göre milyonlarca insan fakirlik sınırının altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Çöplükten ekmek toplayan insanlar ülkemizin manzarası. Fakirlik tüm toplum kesimlerini tehdit ediyor.

Altınoluk: Böyle zamanlarda müslüman bir insan ne yapar?

Emrullah Hatiboğlu: Böyle bir zamanda müslüman bir insanın yapabileceği pekçok şey söylenebilir. Ancak biz böylesi durumlarda müslüman bir kişinin, özellikle, ve öncelikle el- Bakara sûresinin 155. ayet-i kerimesi ışığında meseleye eğilmesini tavsiye ediyoruz ki, ayet-i Kerimenin meali şöyledir: “Andolsun ki biz sizi biraz korku, biraz azlık, biraz da mallardan canlardan ve ürünlerden azaltma (sureti) ile dener (imtihan eder) iz (Habibim) sen sabredenleri müjdele!”

Burada altı çizilen çözüm, olayları sabırla göğüsleyebilme zaruretidir. Burada işaret edilen bir diğer mümin tavrı ise, kazaya rıza gösterebilme hassasiyetidir. Böyle bir tavır herşeyden önce sıkıntılarla boğuşan kişi için bir teselli unsuru ve dayanma gücü oluşturacaktır. Zira sabreden bilir ki “Allah sabredenlerle beraberdir.” (el-Bakara 153)

Altınoluk: İmkânı olan müslüman neler yapabilir?

Hatiboğlu: İmkân sahibi müslümanların neler yapabileceklerine dair en güzel öğütleri Hz. Peygamber (s.a.) vermiştir ki, onlardan bazılarını hatırlatabiliriz. Buhari, Müslim ve Ebu Davut’ta rivayet edilmiş İbn-i Ömer tarikıyle gelen hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.):

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu bir başkasının zulmüne de teslim etmez. Kim müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin ihtiyacını giderir. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da o kimsenin kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da, onun ayıplarını örter.”

Benzeri bir hadis-i şerifte ise şu ilâveler yapılmıştır.

... “Kim dünyada darda kalmışa kolaylık gösterirse, Allah Teâlâ da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir...

“Kul, mümin kardeşine yardımını sürdürdükçe, Allah Teâlâ da ona yardımını sürdürür”...

Bu konuda o kadar çok hadis-i şerif vardır ki, bunların hepsini sıralamak için sahifeler yetmez. Mustakil kitaplar yazmak gerekir. Onun için biz sadece bir ikisine daha yer vermekle yetinelim.

“Allah Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, onları insanların ihtiyaçlarını gidermeleri için seçmiştir. İnsanlar ihtiyaç duydukları hususlarda onlara sığınırlar. İşte Allah’ın azabından emin olanlar onlardır.” (Taberani rivayet etmiştir.)

“Bir Kulun üzerinde Allah’ın nimeti çoğaldıkça, o kimseye karşı insanların külfeti de artar. İnsanların o külfetlerine katlanmayan kimse, kendi eliyle o nimeti yok olmaya sunmuş olur. (Taberani rivayet etmiştir.)

İmkan sahibleri bunlar ve benzeri hadisler üzerinde kafa yormalıdırlar. “Bu anlatılanların ne kadarı bende vardır? İmkanlarımı ne ölçüde bu öğütlere uygun düşecek şekilde kullanabiliyorum?” diye bir nefis muhasebesi yapabilmelidirler.

Altınoluk: İmkanı olmayanların yapabilecekleri var mıdır?

Hatiboğlu: “Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korun” hadis-i şerifi, imkânı olmayanların yapabilecekleri pekçok şeyin olduğunun en güzel delili ve müjdesidir. Hz. Peygamber (s.a.)’in bu konuda daha pekçok müjdesi mevcuttur. İşte bazıları:

“Kardeşine güler yüz göstermen sadakadır.”

“İnsanın iki kişi arasında adaletli davranması sadakadır.”

“Kişiye, hayvanına bindirmekte veya hayvanını yüklemekte yardım etmek sadakadır.”

“Güzel söz söylemek sadakadır.”

“Namaza giderken attığı her adım sahibi için sadakadır. Eziyet verecek şeyi yoldan kaldırmak sadakadır.” (Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)

Görülüyor ki, Allah rızası göstererek yapılan her şey bir imkândır. Ve iyilik yolları yalnızca maddi imkândan ibaret değildir.

Altınoluk: Toplumla iç içe olan insansınız. Fukaralık size nasıl yansıyor. İnsan davranışlarını, ilişkilerini nasıl etkiliyor.”

Hatiboğlu: Bu konuda da söylenecek çok şey vardır. Mastır ve doktora gibi ilmi çalışmaları gerektirecek kadar önem atfedilmesi gereken bir kondur.

Toplumu ahlâkî çöküş bakımından nasıl etkiliyor? Suç ve cinayetlerin artmasındaki etkisi ne ölçülere varmıştır? Meselâ fuhşun patlama yapmasında, hırsızlıkların günlük iş ve meslek edinilmesinde fakirliğin etkileri nelerdir? Soruları derinlemesine araştırılmalı ve cevapları verilmelidir.

Benim şahsî kanaatim, inanç bakımından zayıflatılmış bir toplumda fakirlik yukarıda sorularla işaret etmeye çalıştığımız bütün olumsuzlukları doğuran ana etkenlerden birisidir.

Bize yansımasına gelince bunu;

– “Camilere yönelik hırsızlık vakalarının çoğalması ve dilencilerin artması” şeklinde özetleyebiliriz.

“Dini, Üç Aylara Hasretmemek Lâzım”

Altınoluk: Müslümanların daha yoğun bir ibadet dönemi yaşadığı üç aylar mevsimi başlıyor. Genel olarak üç aylar daha çok bedeni ibadetlerin artırıldığı bir mevsim olarak yaşanır. İnsanların dara düştüğü böyle bir zamanda, üç aylar, daha çok mali imkanları kullanarak değerlendirilebilir mi? Bu konuda neleri tavsiye edersiniz?

Hatiboğlu: Bildiğimiz temel İslâmi değerlere göre Mekke ve Medine’deki Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebi gibi bazı özel mekânlarda -O mekânların faziletli kılınması sebebiyle- yapılacak ibadetler diğerlerine göre daha faziletli sayıldığı gibi, bazı zaman dilimleri de -meselâ Kadir gecesi- diğer zamanlardan daha faziletlidir ve o gecede yapılan ibadetler, diğer zamanlarda yapılanlardan çok daha kazançlı sayılmışlardır. Bütün bu gerçeklere rağmen ibadeti yalnız bu mekanlara ve bu zaman dilimine hasretmek islâmî açıdan yine de doğru değildir.

Bunun gibi İslâm dinini “üç aylar” dini ve müslümanları da “üç aylar” müslümanı haline getirecek girişler asla doğru değildir. Elbetteki üç aylar içinde, yerine getirildiği zaman sahibini Allah’a yaklaştıracak ibadetlere önem vermeliyiz. Onları ihmal etmemeliyiz. Bu yapılması gereken dini bir görev, gözetilmesi gereken dini bir hassasiyettir. Ancak, bununla birlikte korunması gereken diğer bir nokta da, dini yalnız üç aylara tahsis etmeme hassasiyetidir. Çünkü din hayatın tamamını kuşatan bir ilâhi disiplinler bütünüdür. Ona iman etmiş her mümin; Ona teslim olmuş her müslüman, onun, yerine getirilmesini istediği görevleri, maddi-manevî, mali ve bedeni ayrımı yapmaksızın hatta 24 saatlik programlar halinde ve imkânları ölçüsünde yerine getirmenin gayreti içinde olmalıdır.


mico_tasarım