GÜNEŞ DİYARI !: VAN ve ÇEVRESİ...
Dr. Said DAĞDAŞ (saiddagdas@yahoo.com)
 
van1Söze Giriş
    
Üniversitede öğrenciliğim İstanbul’da geçti. Ardından iş hayatımı, uzun dönemdir Ankara merkezli sürdürüyorum. Ormancılık sektöründeki meslekî faaliyetlerimiz gereği bugüne kadar batıdan doğuya vatanımızın güneyinde Gaziantep, kuzeyinde Artvin ve Ardahan’a kadar çok zengin bir coğrafyayı oldukça ayrıntılı biçimde öğrenme imkanım oldu. Şimdi ise, önceden hiç gidemediğim, ülkemizin müstesna köşelerinden Van ilimizde iki günlük de olsa bulunmanın keyfini sizlerle paylaşma fırsatını yakaladım...

ERCİYES-“BAL DAĞI - PETEK DAĞI - HASUN DAĞI”-SÜPHAN ve VAN !
24 Ekim 2005
     THY uçağı Esenboğa’dan kalkan uçakta yine heyecanlıyım. Pırıl pırıl bir gökyüzünde, yükseklere henüz yeni inen beyaz örtüleri izlemeye başladık sadece bir dakika içinde... Uçmak, uçabilmek tam anlamıyla kanatlandırdı beni. Gözüm pencerede, altta uzanan Anadolu coğrafyasını (Küçük Asya’yı), önceden tanıdığım, gördüğüm mekanları, şehirleri izleye izleye 8500 metreye yükseliyoruz. Hem uçağın içindeki ekrandan, hem elimdeki THY “skylife” dergisindeki haritadan, hem de üstten (yersel ve görsel), mesleğim gereği zaten aşina olduğum tam bir istikşaf yapıyorum (keşif, araştırma) doğuya doğru...

     Sağda Erciyes, önünde sırtını ona dayayan Kayseri, daha da güneyde Erciyes’le boy ölçüşen boydan boya Orta Toroslar... Biraz sonra ise, güneyde uzanan ve rahatlıkla gözlenen Elbistan Termik Santralının bacalarından yükselen kirletici duman yığınları dikkatimi çekiyor... Göklere doğru uzanan tek kir yığını, kir hamazı maalesef, dümdüz bir ovada yer alan Termik Santral’dan yükseliyor.

     Biraz sonra Fırat’ın hızını kesen Keban Baraj Gölünün şekillendirdiği alanlar... Güneye doğru giderek düzleşen, kar görülmeyen, kuzeye doğru ise batıdan doğuya sıradağların süslediği karlı doruklar daha belirgin. Gözüm Süphan’ı ararken, nihayet geniş düzlüklerin yer aldığı Muş ovasından sonra bu “durgun efe” 2, bütün haşmetiyle gözümün odağına oturuyor. Hatta hayatımda ilk kez, Türkiye’nin, 1071’de Anadolu’ya topluca adım attığımız giriş kapısının dibinde yükselen, bir anlamda Anadolu’nun bekçisi gibi dimdik duran Ağrı Dağının 3 karlı doruğunu bile uzaklarda görebiliyorum. Ne mutluluk!... Ağrı’nın doruklarını görüp batıya doğru yönelen atalarımız ne iyi yapmışlar diyorum. Çünkü; tüm sıradağlar doğudan batıya uzanıyor. Doğal hiçbir engel yok karşılarında. Bizans’ın orduları ise sadece sun’i bir engel olabilmiş atalarımıza diyorum içimden...

     Van Gölünün üzerinde salınmaya ramak kaldı. Bir diğer “durgun efe”: Nemrut Dağı ve Nemrut krater gölünü ise tam üstünden geçtiğimiz için yukarıdan izleyemiyorum. Güneyde; Van Gölünü tutan ve bir baraj duvarı gibi yükselen, Vizontele filminin çekildiğini öğrendiğim, yılın yeni karının süpürge çaldığı beyaza boyanmış İhtiyar Şahap (Artos) Dağlarının 4 vahşiliği ise beni ürkütüyor. Kuzeydeki tatlı plato görünümündeki düzlükler de aksine, içimi ferahlatmaya yetiyor. Göl üzerinde süzülüp Havalimanına indiğimizde adını da Van’lı eski başbakanlarımızdan birinin isminin verildiğini öğrenmiş oluyorum. Ferit Melen Havalimanı!..

“EREK Mİ?.. GÖREK Mİ?...” !
24.10.2005 - Van
van5     Bizi karşılamaya gelen Doğu Anadolu Kalkınma Programı 5 uzmanları ile tanışıyoruz. Van Gölünü, Van Kedisini, Van Gölü Canavarını, hatta basına yansıyan, gündemdeki üniversite yönetimi ile ilgili bilgi ve haberlere çoğumuz aşinayız... Ama arkadaşım, Van’ın güneyinde, Erciyes gibi Kayseri’nin arkasında duran yüksek dağların adının Erek Dağı olduğunu söyleyince, içimden anamdan öğrendiğim atasözünü mırıldanıyorum. “Ömrüm ya yeter ya yetmez, ya görürüm ya göremem!” anlamına gelen; büyüklerin “Erek mi, görek mi?.. dediği atasözü tam yerine oturuyor şimdi. Van’ı da gördüm sonunda diyorum yine içimden. Erdim muradıma... Çoğu saçtan yapılı gri renkli çatıları ile, sırtını Erek Dağına dayamış bu şehrimizde, Türkiye’nin her rengini içinde barındıran tam bir biyolojik çeşitlilik gözlüyorum caddelerde dolaşırken...

Son derece kalabalık, gece saat 11-12’ye kadar devam eden kaynaşma ve Avrupa şehirlerinden çok farklı bir canlılık barındıran caddeleri; Türkistan/Afganistan muhaciri Türkleri, Azeri Türkçesi şivesiyle konuşanları, bazen aralarında Kürtçe konuşanları, Van Kalesi yakınlarında çingeneleri (kareçi), seyrek de olsa poşulu erkekleri, çarşaflı hanımları, vakti gelince duyulan Allahuekber nidaları ile bizim Van’ımızı biraz daha öğreniyorum. Ah o caddelerde, kahvehanelerde iftar sonrası bol bol sigarasını tüttüren genç-yaşlı, hatta kadın-erkek kötü alışkanlığımız da olmasa...

     Şehrin içinde henüz yapraklarını dökmemiş “yeşil doku”ya şükürler olsun!.. Yerli karakavak ve söğütlerin yanında caddelerde yeni dikilmiş yabancı türlerden top akasyalar ile beyaz gövdeli huş ağaçları ve nadiren yine Toros Sedirleri bahçelerde görünüyor. Hatta Van’ın şu anda yerleştiği, göle doğru uzanan verimli düzlüklerin eskiden elma bahçeleri olduğunu söylüyor arkadaşlar. Gözümü yukarılara kaldırıp, uçaktan da göremediğim yeşil öbeklerini/orman örtüsünü arıyorum, yine umutsuzca bakıyorum... Bakınıyorum mahzunca. Hiçbir dağda, bayırda, kıyıda, köşede bir yeşillik görememek ne üzücü!..

Şehrin hemen gerisinde, sırtını dayadığı, şehre ve Van Gölüne bakan düz bir kayalığa ise, “Ne mutlu Türk’üm diyene!...” ibaresi işlenmiş.

“VAN’DA TERAVİH ve SONRASI...”
24.10.2005
Ulu Camii     İlk kez Van’da teravih kılacağım. Ulu Camiye yöneliyoruz. Dikkatimi çeken ilk farklılık; cami girişinde cemaatten ayakkabılarını boyatmak isteyenleri bekleşen çocuklar!.. Camide ortak yayından vaaz dinleniyor. Henüz otuzlarında bir genç imam... Hanefi fıkhına göre namazı kıldırıyor. Müezzinler ise, kameti nakaratsız yerine getiriyorlar. Özellikle Vitir namazında birkaç yaşlının, imam ve cemaatten farklı olarak, takip ettikleri Şafii fıkhına dayalı Vitir namazını kılışları dikkatimden kaçmıyor.

     Namazdan çıkınca, bugüne kadar başka hiçbir şehirde görmediğim yoğunlukta “bal satıcısı” dükkanları dolaşıyorum. Ben de hediyelik Şemdinli Balı alıyorum. Beğeniyorum. Anlaşılan, Doğu Torosların Anadolu’ya veda eden zirvelerinin yer aldığı Bal Dağı - Petek Dağı adları da boşuna ad olmamış bu zirvelere. Arıların yükseklerde yetişen binbir çeşit ottan aldıkları mis kokulu nektar, balın kalitesini de artırıyor. Arkadaşlar ise, Van’ın meşhur otlu peynirinden de alıyorlar. Teravihden sonra ortalık cıvıl cıvıl! Kahvehaneler dolu. Satranç oynayanlar var. İlk kez satranç oynama yöntemleri farklı bir ikili görüyorum. Dolu kahvehanelerde, dükkanlarda, berberlerde aynı zamanda kendinizi, “özel hazırlanmış sigaradan zehirlenme odalarında” olduğunuz zehabına kapılabilirsiniz! Çok fazla sigara içiliyor buralarda...


DOĞUNUN İNCİSİ!..

van5Bir kaynakta (ANONİM; 2004, s. 8, 9) Doğu’nun incisi tabiri kullanılmış Van için... Haksız da sayılınmaz bu iddiada. Göl kıyısında yükselen Sübhan Dağı, Nemrut Dağı, Nemrut krater gölü (Nemrut Kalderası) (ANONİM; 2003, s. 102), gölün kıyısındaki Van Kalesi, yanda uzanan sayfiye merkezi Edremit, Akdamar (Aaah Tamara!) Adası 6 , Bahçesaray, Hoşap Kalesi, Muradiye Şelalesi, Van Müzesi gibi tarihi ve turistik değerleri yanında, özellikle Van Kedisi, hatta sadece suyu sodalı Van Gölünde yaşayan inci kefali (GÜL, 1993, s. 121) ile ilginç bir cazibe merkezi, turizm merkezi niye olmasın Van’ımız ve hatta çevre iller?..

     Gölü çevreleyen illerden özellikle Bitlis de, yukarıda sayılan doğal ve tarihi değerleriyle övünüyor. Ecdadımızın batıya yolculuğunda bir bakıma “mola yeri” olarak değerlendirdiği mekanlar diyebiliriz Van Gölü ve çevresine... 15. yüzyılda Anadolu Birliğinin sağlanmasından sonra ise, Anadolu’daki ilk mola yerlerimizden olan Van Gölü ve çevresi, “sabit mola mekanımız” olarak perçinleşmiş...

     Birçok kaynakta olduğu gibi Ahlat’a, “Anadolu’nun Kapısı” denilmekte. Selçuklu döneminde,
300 000 civarındaki nüfusu ile bilinen diğer adı da “Kubbe’tül İslam” (NALBANTOĞLU, 1993, s. 105, 106)... Ahlat, cevizi ve asa yapımı konusunda da ülke çapında ünlü. Bölgedeki yerleşim merkezlerinde çok sayıda Selçuklu döneminden kalma Ulu Cami ve medrese yanında Van-Gevaş’daki Selçuklu mezarlığı, 12. yüzyılda Van Gölü çevresine hükmeden Selçukluların başşehri Bitlis ilimizin Ahlat 7 ilçesindeki Selçuklu mezarlığı (ANONİM, 2003, s. 102, 103 (Bitlis Platformu Sonuç Değerlendirme Raporu); ANONİM, 2005 a; KILCI, 1993, s. 77-83) vb eserler bu güzelim mola mekanında akla gelen ilk hatıralar... Çok zengin tarihi ve turistik değerleri ile dikkat çeken Van Gölü ve çevresinin, UNESCO Dünya Miras Listesine dahil edilmesi için aday gösterilmesi (World Heritage Site nomination) ve hatta adaylığının kabulü de (ANONİM, 2005 e, s. 13) gündemde ... Ahlat başta olmak üzere Van Gölü ve çevresi tam bir, “açık alanda Türk Tarihi müzesi”...


GÜNEŞ DİYARI!..
25 Ekim 2005, Salı
van3     Arkadaşım, Van’ın yılın 300 günü güneş alan, hatta Türkiye’nin en çok güneş ışığından faydalanan şehri olduğunu söylüyor Van’ın. Şaşırıyorum. Ama, bugün de güneşli! Soğuk, karlı bir iklimi olan Van ve çevresi gerçekten öyleymiş (GÜL, 1993, s. 120). 22 Ekim’de 10 cm kar yağmış, 24 Ekim’de kardan eser yok!..

     Urartu Medeniyetinin merkezlerinden birisi olan, giderek hem doğudan hem batıdan gelen misafirleri, turistleri ile bir turizm merkezi olan/olmaya aday olan Van, tarihî bir şehir aynı zamanda.

     Güneş Diyarı “Van Gölü ve çevresinden” söz edince, bir İtalyan filozofun Güneş Ülke (Civitas Solis) adlı eserinden bahsetmeden geçmek olmaz! Şöyle diyor filozof Kampanella:
“Ben, bir Güneş Ülke’nin hasretini çekiyorum. Bu ülkede gece olmasın ve insanlar, karanlık mefhumunu orada tanımasın! “Güneş Ülke”yi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı – hiç olmazsa yarın- böyle bir ülkenin var olacağını bana hissettiriyor. Mademki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var... Üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir “Güneş Ülke”, yarın neden vücut bulmasın?..
” (Kampanella’ya atfen Mehmet Ateşoğlu: Türk Ruhunun Esrarı ve Mahiyeti. Türk Yurdu, 2. Cilt, Nr.: 284, 1960’a atfen, DEMİR, 1976, s. 24, 25).
17. asırda yazılan bu eserde; tanımını yaptığı Güneş Ülke özlemini Osmanlı Devleti ile özdeş tutan İtalyan filozofun hasretini çektiği ışık huzmeleri, yine bu coğrafyada çimlenecek tohumları bulmakta zorlanmayacaktır kanaatimizce...

     İstiklal Harbinin ilk yıllarında Moskova’da, Ankara hükümeti ile dostluk muahedesi imzalamak için Rus Çiçerin’in ilk şartı, Van ve Bitlis vilayetlerinin Ermenilere verilmesi, bunun için de müslüman ekseriyetin (çoğunluğun) Anadolu’nun içlerine nakledilmesi (DEMİR, 1976) imiş. “Sorarlar mağdurunu?.. - Gaddar, kendin gösterir!..” atasözünde olduğu gibi; yüzyıllarca birlikte yaşadıkları müslüman halkı arkadan hançerleyip, fırsatını bulunca yaşama hakkını tanımayan gafiller, hâlâ dünya kamuoyunda zulme uğrayanların kendileri olduğunu bile iddia etmekten çekinmemektedirler. Ama artık o günler; milletimizin “Kan kusup kızılcık şerbeti içtiğini söylediği günler” geride kaldı. Türk milletinin en karanlık asrı olarak nitelenebilecek 20. yüzyılda yaşananlardan sonra 21. yüzyılı arşınlarken, Güneş Ülke adaylığını dünyaya haykıracak güçte ve birikimde bir Türkiye özlemi ve göl kıyısında giderek yaygınlaşan Van’a özgü “kahvaltı mekanları”nda bir sonraki sefere biz de kahvaltı yapabilmek niyetiyle, Van-Ferit Melen Havalimanından kanatlanan THY uçağında bu sefer doğudan batıya, Ankara’ya doğru yeniden Anadolu coğrafyasını süzmeye başlıyoruz...

Not
. Bu makale; Anadolu Gençlik Dergisinin 74. sayısında (Mart 2006), s. 38-40'da yayımlanmıştır..




DİPNOTLAR
1 Özellikle yazın, yerden gökyüzüne doğru minare gibi burularak yükselen toz bulutu. Hortum.

2
Sönmüş volkan.

3 Ağrı Dağı, hem Anadolu’nun, hem de İstanbul’un bekçisi aynı zamanda. Bu minvalde; 1071’de Bizans ordusunu saf dışı bırakıp Ağrı dağını arkasına alan Selçuklular ve torunları Osmanlı’nın İstanbul’u fethetmesi zaten mukadder idi…

4
Doğu Torosların batıdan doğuya Van Gölü güneyinde yer alan zirveleri; BAL DAĞI - PETEK DAĞI - HASUN DAĞI olarak adlandırılmış. Genel ad ise, İHTİYAR ŞAHAP veya ARTOS dağları...

5
Program kapsamında dört ilimiz var. Van, Hakkari, Muş ve Bitlis. 16 Şubat 2004 tarihinde başlatılan, 45 milyon Avro tutarındaki AB hibe desteği verilecek Programda; Tarım ve Kırsal Kalkınma, KOBİ’lerin desteklenmesi; Turizm (Turizm ve Kültür) ve Çevre (Çevre-Ormancılık) ile Sosyal Kalkınma Hibe Programları başlıkları altında hazırlanacak projeler (ANONİM, 2005 c; ANONİM, 2005 d, s. 11; ANONİM, 2005 f, s. 3) desteklenecek.

6
Zamanında tamaman “badem” ağaçlarıyla dolu olan bu adada yaşayan bir keşişin, Tamara adındaki dillere destan güzellikteki kızına aşık olan ve her gece sahilden adaya yüzerek Tamara’yı görmeye gelen oğlanın, kızın babasının hilesi ile yorgunluktan boğulması, adanın adına izafe edilen bir hikayedir. Gece karanlığında adaya doğru yüzerken azgın sularda yorgunluktan bîtab düşen oğlanın ağzından çıkan son kelime: “Aaah Tamara!”dır. Bu içten haykırışı duyan Tamara da kendisini sulara bırakır ve oğlanın sevgisine karşılık verir (ANONİM, 2004, “Ahh Tamara!..” s. 22).

7
Kayı boyu, 170 yıl Ahlat’ta kalmış olup Ertuğrul Gazi Ahlat doğumludur (AZAPAĞASI, 1993, s. 86, 87).

Van Gölü ve çevresini, Ahlat’ı tasvir eden bir dörtlük aşağıda verilmiştir:
Kışları karlıdır hoştur havası,
Baharda kuşların sürüsü gelir.
Nefis yemekleri hele çortusu,
Doyulmaz tadına turşusu gelir (DEVECİ, 1993, s. 47).


KAYNAKÇA

ANONİM, 2003: Bitlis Platformu-I (Ankara Nisan 2003). Yayına Hazırlayan: İlhami Nalbantoğlu, Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayınları, Yayın Nu.: 8, Baskı: Uniprint Basım Sanayi ve Ticaret A.Ş., İstanbul, 123 s.
ANONİM, 2004: Van-Pocket Guides. Published by Van Valiliği, Printed by Özgün Ofset, February 2004, 59 s.
ANONİM, 2005 a: Eastern Anatolian Region. Printed in Turkey by: Yorum Basın Yayın Sanayii Ltd. Şti. Ankara.
ANONİM, 2005 b: skylife. Ekim/October 2005, Baskı/Cilt / Printing-Binding: Doğan Ofset Yayıncılık ve Matbaacılık A. Ş., İstanbul, 208 s.
ANONİM, 2005 c: Doğu Anadolu Kalkınma Programı (DAKP). http://www.dpt.gov.tr/bgyu/abbp/Programlar/DAKP_bilgi.html.
ANONİM, 2005 d: Güncel Haber. Eylül 2005, No: 7, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun periyodik yayını, Müka Matbaa, Ankara, s. 11-14, 16 s.
ANONİM, 2005 e: Eastern Anatolia Development Programme-Tourism and Environment Regional Promotion Plan. Van, 13 s.
ANONİM, 2005 f: DAKP Doğu Anadolu Kalkınma Programı-Turizm ve Çevre Bileşeni–2005 Teklif Çağrısı İçin Başvuru Rehberi. 22 sayfa+EK A - EK G.
AZAPAĞASI, A., R., 1993: Anadolu Türk Tarihinde Ahlat. GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası Sempozyumu, s. 85-88, Ahlat Kültür Vakfı Yayınları No: 4, Ankara, 144 s.
BİRCAN, İ., 1993: “GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası İstihdam Sorunları ve Çözüm Önerileri”. GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası Sempozyumu, s. 35-44, Ahlat Kültür Vakfı Yayınları No: 4, Ankara, 144 s.
DEMİR, N. K., 1976: Türkiye’de Ermeni Meselesi (Bir Şehid Anasına Tarihin Söyledikleri). Baskı: Şafak Matbaası, Ankara, 176 s. ve Ekleri (Ermenilerin Yaptıkları Katliam Resimleri).
DEVECİ, H., 1993: “Şiirle Ahlat Kültürü”. GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası Sempozyumu, s. 45-56, Ahlat Kültür Vakfı Yayınları No: 4, Ankara, 144 s.
GÜL, Ç., 1993: “Van Gölü’nün Özellikleri”. GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası Sempozyumu, s. 119-122, Ahlat Kültür Vakfı Yayınları No: 4, Ankara, 144 s.
KILCI, A., 1993: Bitlis İlindeki Vakıf Eski Eserlerin Onarımı. GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası Sempozyumu, s. 77-84, Ahlat Kültür Vakfı Yayınları No: 4, Ankara, 144 s.
NALBANTOĞLU, İ., 1993: Ahlat’tan Söğüt’e. GAP ve DAP Projeleri Çerçevesinde Van Gölü Havzası Sempozyumu, s. 105-118, Ahlat Kültür Vakfı Yayınları No: 4, Ankara, 144 s.
 
mico_tasarım