Derdini seven adam - Ömer Tamer Ekinci
50 yıllık eşi Hekimoğlu İsmail’i anlattı - Haber Aktüel-Söyleşi
Hekimoğlu İsmail (Ömer Okçu) Ağabeyle, Said-i Nursî’den Necib Fazıl’a - Hayrettin Soykan-Söyleşi
Sefiller gibi bir kitap yazmak isterim - Yeni şafak-Söyleşi
Hekimoğlu İsmail bizlerle - Dünyabizim-Söyleşi
Babıali’nin kapısını zorlayan adam - Risalehaber-Himmet UÇ Yazı
Hekimoğlu İsmail - Sorularla Risale-Söyleşi
Asıl adı Ömer Okçu’dur. 1932 yılında Erzincan’da
doğan Hekimoğlu İsmail, müstear/takma adını Hekimoğlu lakabıyla
tanınan dedesi İsmail Efendi’den aldı. Ömer Okçu’nun dedesinin babası Elazığ yöresinde uzun süre doktorluk
yapmış bir isimdir. Dede İsmail’e ‘Hekimoğlu’ lakabı bu yüzden
verilmiştir. Babası Fahri Efendi, Kazım
Karabekir Paşa’nın ordusunda 4 yıl askerlik yapmış ve İstiklâl
Madalyası kazanmış bir Kurtuluş Savaşı gazisidir.. Annesi, Kemahlı Mahbube Hanım, bir Osmanlı
hanımefendisiydi.
Ömer Okçu, ilkokul birinci sınıfa giderken, 12 Aralık 1939 gecesi
yaşanan büyük Erzincan depreminde göçük altında kaldı ve yaralı olarak
kurtarıldı. Ağabeyi Hakkı ile kız kardeşi Bedriye’yi bu depremde
kaybeden yazarımız, o kışı ailesi ile çadırda geçirmek zorunda kaldı.
Ancak bir yıl sonra okuluna dönebilen Ömer Okçu, 1946’da ilkokulu,
1950’de ortaokulu çok zor şartlar altında bitirdi.
hatıra<“İlkokula
yeni başlamış, küçücük bir çocukken okulda alfabeyi ilk açtığımda
evdeki alışkanlığa uyup “Bismillah” demiştim. Öğretmenim bunu duymuş ve
cetvelle parmaklarımın ucuna defalarca vurmuştu. Ağlatıncaya,
bağırtıncaya kadar vurmuştu. Ondan sonra ne ben, ne de diğer
arkadaşlarım “Bismillah” demedik. Hattâ evde bile bismillah demeye
korktuk. Böylece bismillahsız büyüdük.”>

Ortaokulu bitirdiğinde, yerde bulduğu gazete parçasında bir ilan
gördü. Zırhlı Birlikler Okulu’na askeri öğrenci aranıyordu. Depremden
sonra maddi sıkıntı içinde olan ailesine bir an önce destek olmak
maksadıyla, astsubay olmaya karar verdi. Az bir harçlık ve bir tahta
bavul dolusu peksimetle yola çıktı. Bu yolculuk, toplam 22 yıl sürecek
askerlik hayatının da başlangıcıydı.
hatıra< “Babam
kasaptı ama kasap olmamı istemedi. Kısa yoldan para kazandıracak bir
şey düşünmem gerekiyordu. Yırtık bir gazete küpüründe ‘Tank okuluna
öğrenci alınacak’ yazıyordu. Ben de dilekçe verdim.”.>
hatıra< 1950'de İstanbul'a giderek Zırhlı Birlikler Okulu'na yazılmıştır. Bu
sürede 1953'e kadar orta saha ve forvette görev aldığı Davutpaşa
takımına da girmiştir. 1952'de askeri okulu tamamlamasının ardından
Kartal Maltepe'deki 1. Zırhlı Birlikler Tugayı'nda Tank Astsubayı
olarak göreve başlamış, bir süre Erzurum, Kandilli'de görev yapmasının
ardından 1960'ta Hava Kuvvetleri'ne geçerek füzeci olmuştur. Amerika'ya
elektronik üzerine 6 aylık eğitime gönderilmiş ve füzeler üzerinde
uzmanlaşmıştır. Askerlik hayatı boyunca 10'dan fazla kez Amerika'da
eğitimlere katılmıştır. Birçok kez Avrupa'ya da gönderilen Okçu, bu
geziler hakkında "Avrupa’yı İslamiyet’ten fazla bilirim, Allah beni
affetsin. Yani hayatımı oraya harcadım. Avrupa ülkelerini bir bir
dolaştım. Ordu beni dolaştırdı, orduya minnettarım." demektedir.
1958'de New York'tan İstanbul'a gelirken Atlas Okyanusu üzerinde iken 4
motorlu uçağın 3 motorunun durması sonucu bir ölüm tehlikesi
atlatmıştır.>
Yıl
1950. Bir ikindi vakti Süleymaniye Camii’ne girer. Cemaat iki kişidir.
Biri o, diğeri imam. Hoca efendi “haydi kametle” der. Peki kamet nasıl
getirilir? Hayatının işte bu safhasında, okumaya ve her şeyi
araştırmaya başlar, edebiyata özel bir ilgisi vardır.
1952’de Nihal Atsız’ın teşvikiyle bir yandan milliyetçi kitap ve
dergileri, bir yandan da Batı klasiklerinin büyük bir bölümünü okudu.
Sefiller ve Monte Cristo Kontu en çok etkilendiği kitaplar oldu.
1953’te Serdengeçti ve Büyük Doğu dergileriyle tanıştı. O güne kadar
hiçbir dinî eğitim almayan ama dergilerde okuduğu İslami hayattan
etkilenen Ömer Okçu, bu konuda araştırmalar yaptı. İlk işi Ömer
Nasuhi Bilmen’in ilmihalini okuyup namaza başlamak oldu. Bu dönemde
sık sık camilere gitti ve tanıştığı hocalara sorular sordu.
hatıra< “Osman
Yüksel Serdengeçti'yi, Dava adamını şöyle anlatmıştı: Sofraya yürür
gibi, sehpaya gitmeyenler dâvâ adamı değildir.” Hanımı, hapis yattığı
yıllarda, çocuğunu tedavi ettirecek para bulamadığı için depresyona
girip ayrıldı. Ankara’da Denizciler Caddesi’ndeki dükkânını şöyle tarif
ediyor: “Kömürlüğü ömürlük yaptık, yeryüzünden iki buçuk metre
aşağıdayız. Ölüm bile bizim için yükseliş olacaktır.” Küçücük bir
dükkânda yaşıyordu. Tuvalet ihtiyacı için, caminin tuvaletine giderdi.>
Yine aynı dönemde Said Nursi’nin dinî kitaplar yazdığını ve bu yüzden
hapiste olduğunu öğrendi. Bundan çok etkilenip Risale-i Nurları
okumaya ve anlamaya çalıştı.
Necip Fazıl tarafından neşredilen Büyük Doğu dergilerini satın alıp
otobüslere, vapurlara, trenlere bırakmaya başladı.
1954’te kendi kendine Kur’an okumayı, Osmanlı Türkçesini ve yardımcı
kitaplarla İngilizceyi öğrendi. Sık sık Sahaflar Çarşısı’na
uğramaya başladı. Zaman zaman Zeyrek Camii’nde Mehmed Zahid Kotku
Efendi’nin sohbetlerine katıldı.
hatıra< Mehmet
Zahit Kotku Hazretleri, Zeyrek’te otururdu, biz akın akın oraya
giderdik. Onun huzurunda oturmak bize şevk verirdi. “Tövbe edin,
‘Allah’ deyin.” derdi. Acayip bir şeydi onun hayatı… Günahların sel
gibi aktığı bir devirde o, büyük bir kaya gibi, günah selinin önüne
geçti, gelen çöplükler o kayada yeşerdi… Gezmek yok, tozmak yok, maaş
yok, para yok. Kapıdan çıkınca hemen öldürülebilirdi amma o onlarla
alâkadar olmazdı. Teslim olmuştu, ne olursa olsun.>

1956 Ağustos’unda Erzurum-Kandilli 6. Zırhlı Tugay’a tayini çıktı. Bu
dönemde hafta sonları Mehmed Kırkıncı Hoca’nın, Erzurum Murat Paşa
Camii’ndeki sohbetlerine katıldı.
1958’in başlarında Tarihçe-i Hayat’ın basıldığını öğrendi, onlarla temasa geçti. Aldığı kitapları bir
grup arkadaşıyla birlikte, Emirdağ’da Bediüzzaman’ı ziyaret edip, ona teslim etti.
hatıra< Emirdağ'da
beni Üstad’ın (Said Nursi hz.) yanına getirdiler, kapıdan girer girmez
hemen oturdum. Dedim: “Efendim, ben Kur’an okumasını bilmiyorum. Ne
yapayım?” Üstad dedi:
“Günah-ı kebâiri (Büyük Günahları) terk et.
Sünnet-i Seniyyeye ittiba et (Hz. Muhammedin sünnetine/yaşayışına uy).
Namazı erkânı ile (kurallarına göre.) kıl.
Sonundaki tesbihat’ı/zikirleri yap.”
Tabi ben bunları (din bilgim
hiç olmadığı için) hiç anlamadım o zaman. Ama hemen yazdım… Malum biz
kalem, kâğıt, defter taşıyoruz. Hemen yazdım, anlamadım çünkü. Yanında
değil, çıkınca dışarda yazdım. Sonradan gittim müftüye. İstanbul
Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen idi. Kâğıdı uzattım, dedim: “Hocam bunlar
nedir?” Baktı “Evladım bunlar ilmihaldir. İlmihali al oku, hallolur bu
iş” dedi.>
hatıra< Harf inkılâbından sonra Kur’an yazısını okuyamaz olduk. Risale-i
Nur’lar da eskimez yazıyla yazılıyordu. Kitapları aldım, okuyamadım.
Okuyanları dinleyemedim. Anlayamıyordum Risale-i Nur’ları… Fakat
Bediüzzaman’ı ziyarete gittim, onun fakir yaşayışını gördüm, çok hoşuma
gitti. Hayatını anlatan ağabeyleri dinledim, kitaplar okudum, O’nu çok
beğendim. Yani ben Risale-i Nur’ları okuyarak değil, Bediüzzaman’ın
yaşayışının tesirinde kalarak Nur talebesi oldum. ALLAH demenin yasak
olduğu devirlerde ALLAH deyişine, elinde zengin olma imkânları varken,
fakirane yaşamasına hayran kalarak bağlandım ona…
Zübeyir ağabeyi, Bayram ağabeyi, Hüsrev ağabeyi, Tahir ağabeyi düşündükçe diyorum ki; “Bu hayatlara nasıl hayran olmazsın!”
Onlar, dünyaya önem vermedikleri için önemli oldular! " >
hatıra< Risaleleri Amerika’ya ilk götürüş.
Amerika füze okuluna gitme hazırlıkları sürerken tüm öğrencilere 15 gün
izin verilir. Hekimoğlu İsmail ise bu sefer memleketine değil de
Emirdağ’a Üstad’ın elini öpmeye gitmek ister. Zorlu bir yolculuk ve
tevafuklardan sonra Üstad’ın sohbetine iştirak edebilir. Bir odada
birçok kişiyle bire bir hitap ederek konuşan Üstad, sıra Hekimoğlu’na
gelince (belki bir yerden duymuş, belki hissetmiş), ‘sen Amerika’ya
gideceksin, oraya risalelerden de götür’ der. Zaman karışık
zamanlardır. Yani risaleleri değil yurt dışına çıkarmak, evde dahi
bulundurmak gözaltına alınma sebebi iken, üstelik de bunu bir askerin
yapması cezayı da ağırlaştıracakken, Hekimoğlu bunu emir telakki eder/algılar
ve bir valiz kıyafet, bir valiz de kitapla havaalanına gider. İki
aramadan geçerken tüm arkadaşlarının gözü önünde kıyafetleri didik
didik aranır, kitap valizi ise bir dikkat dağınıklığı ile aranmaz. Ayrıca Amerikadaki havaalanında da aranmaz.
Amerika’da kaldığı okuldan kitaplarla çıkamayan ama orada da kitapların
muhafazasında zorluk çeken Hekimoğlu İsmail, bir gün kaldığı okuldan
kaçarak hazırladığı koliyi hiç bilmediği yollardan tamamen hisle
postaneye ulaştırır ve tevafuk/ilahi denk gelme eseri bulduğu İslam Merkezi’nin adresine
postalar. Yerine ulaşıp ulaşmadığını çok düşünür bu kitapların. 1990
yılında bir seminer için gittiği Amerika’da ilk uğrak yeri o İslam
Merkezi olur ve kitapların hâlâ orada olduğunu, insanların
faydalandığını görür ve yıllar sonra da olsa içi rahat eder. >
Tuzla Uçaksavar Okulu’nda katıldığı 6 aylık kursu başarıyla
tamamlayan Ömer Okçu, Amerika’ya füze eğitimi almaya gitti.
Amerika’dan Necip Fazıl’a yazdığı mektup Büyük Doğu’da yayınlanınca
bu dergideki yazarlığı başlamış oldu.

Türkiye’ye döndükten sonra 1959 yılında evlendi ve bu evliliğinden
Osman ve Ayşe adında iki çocuğu olmuştur. Ümraniye’deki evinde geceleri
gizli gizli Minyeli Abdullah romanını yazdı. Roman ilk defa 1965’te
Babıali’de Sabah gazetesinde neşredildi.
hatıra< Bu kitabı yazmadan evvel Tolstoy'u, Dostoyevski'yi, Gogol'u, France'i,
Hugo'yu gizli gizli okurdum. Hatta kitap çıktıktan sonra bazı
arkadaşlar, “roman etiyle kemiğiyle Avrupa'nın malıdır, sen ne kadar
bozulmuşsun, Kur'an'da roman var mı?” dediler. O zaman Fikri Yavuz'a
gittim. Durumu anlattım. O da dedi ki, “Roman bir alettir, kullanıldığı
yere göre değer alır. Kur'an'daki kıssalar, romanın, hikayenin
çekirdeğidir, siz de anlatın.”
Minyeli Abdullah sadece bir kitaptır. Başka bir şey değil… Kitap ne
yapsın? Kimi hidayete götürsün? Bozulmak kolaydır, düzelmek zordur. Bir
teneke bala bir gram zehir atsan hepsi zehir oldu. Amma zehiri bal
yapamazsın. İnsanları bozabiliriz. Yani insan insanın kurdudur. Amma
bir insanın hidayete ermesi, Allah'a ait bir meseledir.>
1967’de yayın hayatına başlayan İttihad gazetesinde “His ve Fikir”
başlığıyla 1971’e kadar köşe yazıları yayımlandı.
hatıra< 1971 yılında Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri hastalanmıştı. Onu ziyarete
gittim. Yere serili bir yatağın üzerinde yorganı sırtına almış, hocam
oturuyor… Klasik bir soru, “nasılsınız” diye sordum. Buyurdu ki, “Şu
tefsiri bitirip ölmeyi diliyorum Allah’tan…” Gerçekten Allah onun
duasını kabul etti. On ciltlik tefsirini tamamladı ve vefat etti.>
Hekimoğlu İsmail imzasıyla yayımlanan Minyeli Abdullah romanından
dolayı evi arandı, pek çok defa sorgulandı. Hakkında soruşturmalar
açılan Hekimoğlu, 3 ay kadar da hapis yatıyor. Defalarca mahkemelik
olan kitap DGM kararıyla toplatılıyor. Ancak Hekimoğlu’nun cesareti
karşılıksız kalmıyor. 80 baskı yapan kitap satış rekorları
kırıyor. Bunca baskınlara, sorgulara
rağmen yazmaktan vazgeçmedi. 1972 yılında ordudan emekli oldu.
1972’te
Yeni Asya gazetesinde makaleleri neşredildi. Askerlikten emekli oldu.
1974’te Yeni Asya cemaati en güçlü durumda ve, Hekimoğlu İsmail en çok
okunan yazarıyken, Minyeli Abdullah romanı peynir ekmek gibi
basılırken, Hekimoğlu İsmail o “büyük cemaate rest çekti” ve
ayrıldı. Cemaati fazla politize olmakla itham ederek ceketini alıp
çıktı ve
İstanbul’da Ahmed Günbay Yıldız'la birlikte Türdav Basım Yayın
Ticaret Limited Şirketi’ni kurup genel müdürlük yaptı.
1976 yılının Ocak ayında Sur Dergisi’ni çıkardı. Dergide on farklı
isimle yazılar yazdı. Aynı yıl Hizmet Vakfı’nın müdürlüğünü üstlendi;
Risale-i Nurlar’ı bastırmaya başladı. Böylece Sözler Yayınevi
kurulmuş oldu. Ardından “Tevafuklu Kur’an”ın ilk basımını
gerçekleştirdi.
hatıra<1977
seçimlerinde Yeni Asya gazetesi, “Adalet Partisi bayraktarlığını
ve Demirel sevdasını” iyice artırdı, CHP’ye ama en çok da MSP’ye
ve Erbakan’a ağır hücumlarda bulunmaya başladı. “İşte
MSP” adıyla yayınladıkları broşürü ülkenin her tarafında bedava
dağıttılar. Bu broşürde sadece MSP’nin komümistlerle işbirliği
yaptığından bahsedilmiyordu, “ayran içen” MSP’li bakan Korkut
Özal, “içki içiyormuş gibi” yansıtılıyordu.Hekimoğlu İsmail
broşürü hazırlayanlara telefon açarak çıkıştı:“Korkut Özal’ın içki
içmediğini herkes biliyor, şimdi pek çok insan içki içtiğini sanarak
su-i zan besleyecek. Bunun vebalini nasıl taşıyacaksınız?”Broşürü
hazırlayanlardan biri pişkince cevap verdi: “Seçimden sonra tövbe
ederiz abi.>
Yurt içinde ve yurt dışında yüzlerce konferans verdi. 1982’de
arkadaşlarıyla birlikte Timaş Yayınevi’ni kurdu.
1988 yılında zaman gazetesinde köşe yazılarına başlamış. Uzun yıllar
devam etmiştir.
MİNYELİ ABDULLAH romanı 1989’da filme çekildi. Yücel Çakmaklı’nın
yönettiği , başrol oyuncuları Berhan Şimşek ve Perihan Savaş ın
oynadığı, iki bölüm halinde gösterilen film, döneminin gişe
rekorlarını kırdı.

1992 yılında yayımlanan “Demek ki Öyle” başlıklı, imam hatip lisesi
öğrencilerinin askeri okullara alınmasını savunduğu yazısından dolayı,
ağır ceza mahkemesinde Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesini ihlalden yargılandı. Aynı yıl Bayrampaşa ve Şile
Cezaevlerinde 72 gün hapis yattı.
1994’te Harran Üniversitesi Fahri Edebiyat Doktorası unvanına layık
görüldü.
Hekimoğlu İsmail, 3 Şubat 2002 Pazar günü Eyüp Sultan Camii’nde
sabah namazı kılarken beyin kanaması geçirdi ve yoğun bakıma alındı.
Dört buçuk ay sonra hastaneden evine taburcu edildi. Hastalık sonrası sol kolunu ve bacağını kullanmakta zorluk çekti.
10 Haziran 2009'da kolon kanseri nedeniyle yeniden
hastaneye kaldırılmış ve yeni bir ameliyat geçirmiştir.
Hekimoğlu İsmail rahatsız olunca, yayınevi yönetimini bıraktı,
sadece Zaman gazetesine yazı yazmaya devam etti. “AKP-Cemaat
işbirliğinin yoğun olduğu” dönemde, yayınevinin önemli
yöneticileri cemaattendi. Cemaatin en kolladığı yayınevlerin başında
geliyordu.Fakat “AKP-Cemaat kavgası” başlayınca cemaatçi
yayın yönetmeni Emine Eroğlu, önce Sufi Kitap’a kaydırıldı. 17/25
Aralık olayından sonra, Emine Eroğlu Timaş’ın da beklemediği
ölçüde “aktif abla olduğu” ortaya çıkıp, Zaman gazetesine de
yazarlık yapmaya başlayınca yayınevinden çıkarıldı.
15 Temmuz gecesi timaş yayınevi de “Fetö darbesine karşı
olduklarını” açıkladı. Hekimoğlu İsmail “Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan’a yanında olduğunu belirten” bir mektup yazdı.
Hekimoğlu İsmail, son kitabıyla herkesi şok eden bir çıkış yaptı.
Kitabın adı: Müslüman Darbeci Olamaz. Alt başlığı da
var: Musibet Mektebi.
Hekimoğlu İsmail okumaya, yazmaya ve konferanslarına devam etti.
Rahatsızlıkları nedeniyle hastanede tedavi gören Okçu, 15 Ocak 2022
tarihinde İstanbul'da 90 yaşında vefat etti.
Allah rahmet eylesin,
günahlarını af, mekanını cennet eylesin inşallah. Amin
Yayımlanmış Eserleri
Romanları:
Minyeli Abdullah,
Maznun,
Sibel,
Bir Deliyle Evlendim,
Firavun’un Öldüremediği Musa’dır,
Cumhuriyet Çocuğu.
Hikayeleri:
Menan Cinleri,
Hayata Düşülen Dipnotlar.
Biyografi-şiir:
100 Soruda Bediüzzaman,
Mehmed Akif ’e Göre Dün Bugün Yarın Şiir Derlemesi:
Sevdalı Şiirler-1,
Sevdalı Şiirler-2
Düşünce:
Derdimi Seviyorum,
Güneşi Arayan Adam,
Mukaddes Çile,
Sonsuza Yürüyüş,
Müslüman ve Para,
İktisat Bilinci,
Hizmet ve Şahsiyet,
Mum,
İnsan Bu,
Yokuş,
Çiğ,
Bir Millet Uyanıyor,
Düşünceler,
Yapraklar,
Vecizeler,
Tefekkür,
Kalbin Ayağıyla Yürümek,
Hayata Düşülen Dipnotlar,
Akıl ve Gerçek,
Neye Nasıl İnanırım?,
Ölüm Yokluk mudur?,
İyiliğin Kaynağı,
Mecnun Gezenin Leyla’sı,
İyi Günde Kötü Günde Evlilik,
Allah Kullarıyla Nasıl Konuşur?,
Allah’a Yaklaştıran Ameller,
Zamanın Efendisi Bediüzzaman,
His ve Fikir,
Bir Işık Görüyorum,
Yüzyıllık Müjde,
Genç Arkadaşıma Mektuplar,
Müslüman Darbeci Olmaz.
Ansiklopedi -Sözlük:
İlimler ve Yorumlar / İlimlere Bir Başka Açıdan Bakış" adlı kitabı
Hasan Hüseyin Korkmaz ile birlikte kaleme almıştır
Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lûgat" adlı eserin yazar
kadrosundadır.
Çocuk kitapları:
Kalbim küçük Sevgim Büyük,
Nurdan Tacım Güzel Ahlakım
Herşey Allah'ı anlatıyor - Mevsimler ve Dünyamız,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Vücudumuz ve Biz,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Bitkilerin Renkli dünyası,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Hayvanların renkli Dünyası,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Canlılar ve yetenekleri,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Gökyüzü ve Ötesi,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Su altına yolculuk,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Tabiat ve Teknoloji,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Yeraltına Yolculuk,
Herşey Allah'ı anlatıyor - Yeryüzündeki Güzellik,
Dedemden Mektuplar - Dinozorlar gerçekten var mıydı?
Dedemden Mektuplar - Kuşların okulu nerede?
Dedemden Mektuplar - Kardeşim ne zaman büyüyecek?
Dedemden Mektuplar - Karıncayı incitmemek ne demek?
Dedemden Mektuplar - Sevgim herkese yeter mi?
Dedemden Mektuplar - Ağzım kulaklarıma varır mı?
Dedemden Mektuplar - Kediye havuç versem olmaz mı?
Dedemden Mektuplar - Dualarımın hepsi kabul olur mu?
Dedemden Mektuplar - Salıncakla gökyüzüne dokunabilir miyim?
Dedemden Mektuplar - Büyükler her şeyi bilir mi?
Şükürler olsun Allah'ım,
Rabbimin 99 ismi - Esmaül Hüsna,
Canım Allah'ım, Subhanallah,
Biricik Allah'ım - La ilahe illallah,
Yücelerden yüce Allah'ım - Allahuekber,
not: Kitapların bazıları ingilizce Rusça ve fransızcaya da çevrilmiştir.
|